AİLE KONUTU ŞERHİ NEDİR, NASIL KONULUR, NASIL KALDIRILIR?

Güncelleme tarihi: 20 Eki


AİLE KONUTU VE AİLE KONUTU ŞERHİ NEDİR?

Aile konutu kavramına ilişkin Türk Medeni Kanunu bir tanım ortaya koymamıştır. Bu kavrama birçok kanunda atıf yapılmış olması ve buna ilişkin hiçbir kanunda tanımlama bulunmamasının muhakkak ki bir sebebi bulunmaktadır. Türk Hukuku, aile kurumuna büyük önem vermektedir. Bu nedenle aile konutuna ilişkin kısıtlayıcı tanımlamalardan olabildiğince kaçınılmıştır. Bu konudaki boşluğun doldurulması ise uygulama ve doktrine bırakılmıştır.


Yargıtay’ın ortaya koymuş olduğu aile konutu tanıma göre; aile konutu, eşlerin birlikte yaşamlarını sürdürmeleri amacıyla ayrılan ve aynı konutta iki tarafın da yaşama hakkını güvenceye alan hukuksal kurumdur. Doktrinde ise birçok farklı tanımlama yapılmıştır. Bu tanımlamaların ortak özellikleri şu şekilde sayılabilir:


-Eşler arasında yasal bir evlilik birliği kurulmuş olmalı.

-Eşler tarafından seçilen konut, hukuka uygun şekilde kullanılıyor olmalı.

-Konut, eşler tarafından hayatın merkezi haline getirilmiş olmalı ve normal koşullarda onları dış tehlikelerden korumaya elverişli olmalıdır.

-Ailenin burada yaşaması hukuka uygun bir sebebe dayanmalıdır. Konut hukuk dışı işler için kullanılmamalıdır.


Türk Medeni Kanunu’nun 194. maddesi’nin gerekçesinde aile konutu “eşlerin bütün hayat faaliyetlerini gerçekleştirdiği, yaşantısına buna göre yön verdiği, acı ve tatlı günleri içinde yaşadığı, anılarla dolu bir alan” olarak tanımlanmıştır.


Aile konutu kavramı eşlerin ve ailenin bir arada yaşadığı, yaşamsal faaliyetlerini devam ettirdiği taşınmaz olarak tanımlanabilir. Aile konutu tektir ve yayla, tarla gibi taşınmazlar aile konutu niteliğinde değildir. Bir taşınmazın aile konutu olması, onu diğer taşınmazlardan hukuki olarak farklı bir noktaya koyar. Aile konutu olarak tapuya şerh verilmiş bir taşınmaz üzerinde, eşler birlikte söz sahibi olurlar. Bu şerhin verilebilmesi için tarafların Türk Medeni Kanunu anlamında evli olmaları gerekmektedir. Yani birlikte yaşama ve imam nikahı bu şerh için yeterli olmayacaktır.


Aile konutu şerhi, sadece eşin konut üzerinde mülkiyet hakkı bulunması durumunda gündeme gelmektedir. Diğer ayni haklar bu kapsama dahil edilmemiş, yalnızca mülkiyet hakkının varlığı halinde aile konutu şerhi koyulabileceği kabul edilmiştir. Yani intifa hakkı, üst hakkı gibi hakların dahil olduğu sınırlı ayni haklar bu kapsama girmemektedir. Bunun yanı sıra aile konutu, etkisini boşanmada mal paylaşımı konusunda da büyük ölçüde göstermektedir.


Aile konutu şerhi, tapu kütüğüne işlenebilen şerh türlerinden bir tanesidir. Aile konutu kavramı, Türk Medeni Kanununun 194. maddesi ile mevzuatımıza eklenmiştir. Buna göre; aile konutu olarak kullanılmak için tahsis edilen taşınmaza ilişkin mülkiyet hakkına haiz olmayan eş, ilgili tapu müdürlüğüne, gerekli belgelerle birlikte başvurarak; bu şerhin tapu kütüğüne şerh edilmesini talep edebilmektedir. Aile konutu şerhinin kütüğe şerh edilmesinin bir diğer yolu ise mahkeme kararının uygulanması şeklindedir. Gayrimenkul hukuku, aile hukuku, icra hukuku gibi birçok hukuk alanında yapılan kanuni düzenlemeler ile aile konutu şerhi kavramına atıf yapılmış ve bu kavram hukukumuzda esaslı bir edinmiştir.



AİLE KONUTU ŞERHİ NASIL KONULUR?

Aile konutu şerhi iki şekilde tapu kütüğüne işlenmekte başka bir ifadeyle şerh edilmektedir. Bunlardan ilki mahkeme kararıyla aile konutunun tapuya şerh edilmesidir. Bu halde tarafların ayrıca bir belge sunmalarına lüzum yoktur. Kararı veren mahkeme, ilgili tapu müdürlüğüne müzekkere yazarak şerhin tapu kütüğüne şerh edilmesini sağlayacaktır. Mahkeme kararına dayanarak eşler de ilgili tapu müdürlüğünden bu doğrultuda talepte bulunabilir. Bunun dışında bir de eşin kanundan doğan doğrudan talep hakkı bulunmaktadır. Burada eşin ilgili tapu müdürlüğüne giderek başvurusunu yapması ve gerekli evrakları sunması gerekmektedir.




AİLE KONUTU ŞERHİ KONULABİLMESİ İÇİN HANGİ BELGELER GEREKMEKTEDİR?

Aile konutu şerhi için gerekli olan belgeleri şu şekilde sıralayabiliriz:

  • Konutun, aile konutu olduğuna dair muhtarlık ve varsa apartman yönetiminden alınmış belge. Bu hususta komşulardan alınmış tasdik edici yazılı beyanlar da başvuruda kullanılabilir,

  • İlgili tapu müdürlüğü gerekli görürse; tapu bilgileri beyan edilen taşınmazın, şerhi talep edilen taşınmaz ile aynı olduğunun kadastro müdürlüğünce tespit eder nitelikte belge,

  • Evlilik cüzdanı veya taşınmazın sahibi olan kişi ile evli olduğunu gösterir nüfus kayıt örneği,

  • Fotoğraflı nüfus cüzdanı ve fotokopisi,

  • Vesikalık fotoğraf,

  • Eğer işlem vekil veya temsilci tarafından yapılıyorsa vekaletname.



AKTİF OLARAK OTURULMAYAN EVE AİLE KONUTU ŞERHİ KONULMASI MÜMKÜN MÜDÜR?

Aile konutuna ilişkin hükümlerin uygulanabilmesi için o konutun aile bakımından yaşam merkezi halinde kullanılıyor olması gerekir. Bu sebeple sıradan herhangi bir konutun aile konutu olarak gösterilmesi hukuka uygun değildir. Aile konutu, eşlerin ortak seçtiği ve müşterek olarak kullandıkları, orada düzenli olarak yaşadıkları konuttur. Eşler bakımından anıldığı şekilde yaşam merkezi olarak görülmeyen, fiili olarak ikamet edilmeyen konut, aile konutu niteliği taşımamaktadır.


Ancak eşler her nasılsa bu niteliğe sahip olmayan taşınmazlar için tapu kütüğüne aile konutu şerhi işletebilirler. Bunun yanında taraflar, dava konusu taşınmaz hakkında da aile konutu iddiasında bulunabilir. Burada mahkeme detaylı bir araştırma yapmalı ve gerçek durumu tespit etmelidir. Nitekim Yargıtay’ın kararları da bu doğrultudadır. Yargıtay bir kararında; dava konusu taşınmazın fiilen kullanılıp kullanılmadığına dair araştırma yapmış ve konutun fiilen kullanılmadığını tespit etmiştir. Bunun üzerine ilgili Yargıtay dairesi, söz konusu taşınmazın, tapu kütüğünde aile konutu şerhi ibaresi bulunsa dahi, aile konutu niteliğinde sayılamayacağını hükme bağlamıştır. Buradan da görüldüğü üzere, aile konutu şerhi konulacak taşınmazın fiilen ve sürekli olarak kullanılıyor olması gerekmektedir.

AİLE KONUTU ŞERHİ OLMAYAN EVİN SATIŞI İPTAL EDİLEBİLİR Mİ?

Kişi malik olsa bile, aile konutu niteliğindeki ev hakkında satış veya taşınmaz satış vaadi sözleşmesi yapabilmesi eşin rızasına bağlıdır. Aile konutu şerhi tapu kütüğüne işlenmemişse ve malik bu taşınmazı 3. bir kişiye satmışsa burada işlemin tarafı olan 3. kişinin hakkının korunup korunmayacağı meselesi gündeme gelecektir. Bu konu ise doktrinde epey tartışmalıdır. Yargıtay’ın konu hakkındaki görüşü ise zamanla değişiklik göstermiştir.


Doktrinde bazı yazarlar; tapuda aile konutu şerhinin bulunmaması halinde, eşten geçerli rıza alınmadan, 3. kişilere yapılan satışların geçerli olduğunu savunmaktadır. Bu kişilerin gerekçesi ise işlemin tarafı 3. kişinin durumdan habersiz olması, bilebilecek durumda olmaması ve bu sebeple iyi niyetinin korunması gerekliliğidir.


Öğretide kimi yazarlar da bu şekilde bir satışın geçerli olmayacağını savunmaktadır. Bu yazarların gerekçesi ise kanun maddesinde iyi niyetin korunacağının açık bir şekilde belirtilmemesidir. Bunun dışında başka bir neden de kanun koyucunun barınma hakkını korumayı gözeterek bu maddeyi düzenlemiş olmasıdır. Barınma hakkı, Anayasa tarafından da doğrudan koruma altına alınan temel bir haktır. Bu sebeple temel hakkın korunması, 3. kişilerin iyi niyetinin korunmasından daha önceliklidir. Aksi bir değerlendirme halinde kanun maddesinin ruhuna aykırı hareket edilmiş olacaktır.


Yargıtay daha eski tarihli kararlarında, aile konutu şerhinin tapuda bulunmaması halinde satış işleminin tarafı 3. kişiyi iyi niyeti sebebiyle korumayı ve tasarruf işlemini geçerli kılmayı seçmiştir. Nitekim bu durum, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2006 tarihli bir kararında açıkça görülmektedir. Bu şekilde iyi niyetli 3. kişinin ayni hak iktisabı korunur. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2015 tarihli bir kararında görüş değişikliğine gitmiştir. Dolayısıyla güncel duruma bakacak olursak; Yargıtay, aile konutunun maliki eşle işlem yapan 3. kişinin iyi niyetinin aile konutu şerhi bulunmaması halinde de korunacağına hükmetmiştir. Görüleceği üzere artık Yargıtay da aile konutunun korunması için tapuda şerh koşulu aramamaktadır. İlgili taşınmaz fiili olarak aile konutuysa, yasa gereği öncelikli koruma altındadır. Yani eşin rızası alınmadan aile konutunun satılması halinde eş tapu iptal davası açarak satışı iptal ettirebilecektir.


AİLE KONUTUNUN ÖZELLİKLERİ NELERDİR?

Daha önce de belirtmiş olduğumuz üzere, aile konutunun tanımı Türk Medeni Kanunu’nda veyahut herhangi bir kanunda tanımlanmıştır. Bu sebeple aile konutunun özeliklerinden bahsedebilmek için Yargıtay kararlarına ve doktrin görüşlerine bakmakta fayda bulunmaktadır. Aile konutunun ilk özelliği tek olmasıdır. Aile konutu, ailenin yaşamını sürdürdüğü merkez olarak tanımlandığından bu merkezin tek olması oldukça önemlidir. Hayatın olağan akışına uygun olan da ailelerin tek bir yaşam merkezi olmasıdır. Ailelerin ekonomik durumları ve sosyal yaşantıları birlikte değerlendirildiğinde ailenin birden fazla konutunun bulunması mümkündür. Ancak burada dikkat edilmesi gereken husus, aile konutun dışarıdan bakıldığında da ailenin sürekli barınma amacı güttüğü ve hayatlarının büyük bir bölümünü idame ettirdikleri konut olduğudur. Aile konutunun tek olması unsuru mutlak bir unsur değildir. Eşlerin mesleki faaliyetleri, çocukların eğitimi, çeşitli sağlık problemleri gibi istisnalar söz konusu olduğunda aile konutunun birden fazla da olabileceği kabul edilmektedir. Tarafların yazlık, dağ evi, kış evi, yayla evi gibi ikincil nitelikteki konutlarının aile konutu olarak değerlendirilmesi mümkün değildir. Çünkü bu tip konutların kaybı halinde çocukların ve eşin barınma hakkı zedelenmeyecektir.




AİLE KONUTU ŞERHİ SATIŞA ENGEL Mİ?

Taşınmazın tapu kaydında aile konutu şerhinin bulunması satışa engel değildir. Ancak bu durumda taşınmazı alan kişinin gayrimenkulün aile konutu olarak kullanıldığını bildiği kabul edilir. Eş rızası olmadan böyle bir satışın yapılması halinde, rızası alınmayan eş dava açarak satış işlemini iptal ettirebilecektir.

AİLE KONUTUNA HACİZ İŞLEMİ UYGULANABİLİR Mİ?

Türk Medeni Kanunu’nun 194. maddesi ile koruma altına alınan aile konutu kurumu, mutlak bir dokunulmazlık oluşturmamakta ve üçüncü kişilerin haklarının daha üstün tutulduğu durumlar da meydana gelebilmektedir. 194. madde mülkiyete haiz eşin iradi devir hallerinde gündeme gelecektir. Haciz işlemi irade dışı bir devir işlemidir. Dolayısıyla bu madde ile aile konutunun haczi engellenmemektedir.

Nitekim Yargıtay kararları da bu doğrultudadır. Burada diğer eşin şikâyeti mümkün değildir. Borç şahsidir ve mülkiyet de borçlu kişiye aittir. İcra İflas Kanunu 82. maddesinde haczedilemeyecek mal ve haklardan açıkça bahsedilmiştir. Burada aile konutuna yer verilmemiştir. Buna karşın; borçlunun haline münasip evi, haczedilemeyen mallar arasında sayılmıştır. Haczedilecek ev hem aile konutu niteliğinde hem de bu niteliğe haiz olabilir. Bu durumda o ev haczedilemeyecektir. Fakat bu durum aile konutu olması sebebiyle değildir ve bunu sadece borçlu eş öne sürebilecektir.

Aile konutunun haczedilmesi durumunda, borçlunun eşinin haczedilemez şikâyetinde bulunabilmesi durumu; Anayasa Mahkemesince de incelemeye tabi tutulmuştur. Bu durumdan zarar gören eş dava yoluna başvurmak istemiş fakat aktif dava ehliyeti eksikliğinden ötürü davası usulden reddedilmiştir. Bunun üzerine vatandaş, Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru yoluna gitmiştir. AYM yaptığı incelemede, borçlunun eşinin yaptığı şikâyetin, aktif dava ehliyetine sahip olmadığı gerekçesiyle itirazının reddedilmesini aile hayatına saygı hakkının ihlali niteliğinde görmüştür.




PAYLI MÜLKİYETTE AİLE KONUTU ŞERHİ OLUR MU?

Eşler aile konutuna paylı mülkiyet halinde de sahip olabilirler. Türk Medeni Kanunu’nun 223. Maddesiyle, eşlerden birisinin, diğer eşin rızası olmaksızın, paylı mülkiyet halindeki konut için kendi payı üzerinde tasarrufta bulunamayacağı düzenlenmiştir. Bu durum ancak eşler arasında edinilmiş mallara katılma rejiminin olması halinde kendisine uygulama alanı bulabilecektir. Fakat aile konutunu düzenleyen Türk Medeni Kanunu’nun 194. maddesi, genel hükümler arasında düzenlenmiştir. Dolayısıyla böyle bir sınırlamaya tabi olmaksızın uygulanabilecektir.


Burada eşler, diğer eşin paylı mülkiyetine aile konutu şerhi konulmasını ilgili tapu müdürlüğünden talep edebileceklerdir. Bu noktada; eşlerden birisinin aile konutunu devreden ya da devir tehlikesi yaratan bir hukuki işlemde bulunması halinde, diğer eş bakımından aile konutu hükümleri aynı şekilde uygulama alanı bulabilecektir. Bunun dışında, eşin rızasını gerektirmeyen işlemler bakımından da Türk Medeni Kanunu’nun 223. maddesi, kendisine tamamlayıcı nitelikte uygulama alanı bulabilecektir. Örneğin bir ortaklığın giderilmesi davası söz konusu olduğunda, diğer eşin önalım hakkı bulunacaktır.

AİLE KONUTU ŞERHİ KAÇ YIL İÇİN GEÇERLİDİR?

Tapuda taşınmaz üzerine konulan aile konutu şerhi kural olarak evlilik birliği boyunca geçerliliğini sürdürür. Bu sebeple belirli bir süre geçmekle aile konutu şerhi etkisini yitirmeyecektir. Şerhin etkisini yitirmesi için ancak evlilik birliğinin sona ermesi veya evlilik anında bazı durumların meydana gelmesi gerekir. Evliliğin; boşanma, ölüm, gaiplik kararı veya evliliğin iptali kararı gibi hallerle sonlanmış olması halinde şerh etkisini yitirecektir. Ancak Yargıtay emsal teşkil eden bir kararında, eş üzerinde kayıtlı aile konutu taşınmazına banka borcu nedeniyle ipotek tesis edilirken eşin açık rızasının bulunması gerektiğine ve evliliğin ölüm ile sona ermesinin taşınmazın aile konutu niteliğini ortadan kaldırmayacağına karar vermiştir. Sonuç olarak; şerhin etki süresi açısından belirli bir süre tanınması mümkün değildir.




TARAFLARIN BOŞANMASINDAN SONRA AİLE KONUTUNUN DURUMU NE OLACAKTIR?

Aile konutu şerhinin evliliğin son bulması ile birlikte ortadan kalkmaktadır. Boşanma işlemi de evliliğin son bulması hallerinden bir tanesidir. Dolayısıyla boşanma ile birlikte konut, aile konutu niteliğini yitirecektir. Söz konusu taşınmaz üzerinde mülkiyet hakkına sahip olan eş, kesinleşmiş mahkeme kararını ilgili tapu dairesine ibraz ederek, tek taraflı olarak aile konutu şerhinin kaldırılmasını talep edebilecektir.


Bunun dışında, evliliğin iptali durumunda veya boşanma davası sırasında durumun ne olacağı Yargıtay kararlarıyla şekillenmiştir. Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarına göre dava süresince, taraflar aile konutu şerhinin kaldırılması talebinde bulunsa dahi, bu şerh kaldırılamayacaktır. Bunun sebebi de boşanma veya evliliğin iptali yönünde karar verilip verilmeyeceğinin belli olmamasıdır. Tarafların mağdur olma durumu gözetilerek nihai kararın verilmesi ve kesinleşmesi koşulu aranmaktadır. Aksi takdirde telafisi zor veya mümkün olmayan olumsuz hallerin ortaya çıkmasına neden olunabilir.


AİLE KONUTU ŞERHİ NASIL KALDIRILIR?

Evliliğin sona ermesinin yanında; evliliğin devamı süresince birtakım hallerin varlığı durumunda da aile konutu şerhinin tapu kütüğünden kaldırılabilmesi mümkündür. Burada iki durumun varlığı halinde şerhin kaldırılabilmesi gündeme gelecektir. Bunlardan ilki, taşınmazın aile konutu vasfını yitirmesidir. Bir diğer durum ise yeni bir aile konutu edinilmesidir. Fakat bu durumların varlığı halinde, tapu sicil memurunun aile konutu şerhini kendiliğinden kaldırması mümkün değildir.


Bu şekilde bir terkin yapılacaksa; malik eş, tapudaki şerhin terkinini doğrudan ilgili tapu müdürlüğünden talep edebilecektir. Ancak burada malik eşin, aile konutu şerhinin kaldırılması için öne sürdüğü iddiasını somut şekilde kanıtlayarak ortaya koyması gerekir. Ayrıca şerh, diğer eşin istemi sonucu konulmuşsa, bu eş de şerhin kaldırılmasını talep edebilecektir. Doktrinde bazı yazarların görüşüne göre; mahkeme kararı ile konulan aile konutu şerhinin yine mahkeme kararı ile kaldırılması gerekmektedir. Fakat mevzuat tarafından böyle bir zorunluluk getirilmemiştir.




AİLE KONUTUNA İLİŞKİN YARGITAY KARARLARI

Eşlerden Biri, Diğer Eşin Açık Rızası Bulunmadıkça, Aile Konutu İle İlgili Kira Sözleşmesini Feshedemez, Aile Konutunu Devredemez Veya Aile Konutu Üzerindeki Hakları Sınırlayamaz

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 04.04.2019 tarihli, 2019/1311 Esas ve 2019/4071 Karar sayılı kararına göre “…Eşlerden biri, diğer eşin açık rızası bulunmadıkça, aile konutu ile ilgili kira sözleşmesini feshedemez, aile konutunu devredemez veya aile konutu üzerindeki hakları sınırlayamaz. Bu hüküm ile aile konutu şerhi “Konulmuş olmasa da” eşlerin birlikte yaşadıkları aile konutu üzerindeki fiil ehliyetleri sınırlandırılmıştır. Getirilen sınırlandırma, “Emredici” niteliktedir. Dolayısıyla bu haktan önceden feragat edilemeyeceği gibi eşlerin anlaşmasıyla da ortadan kaldırılamaz ve açık rıza ancak “belirli olan” bir işlem için verilebilir…”


Davalı Eşin Dava Konusu Aile Konutu Olan Taşınmazı, Diğer Davalıya Satış Yoluyla Devrettiği, Yapılan Yargılama Ve Toplanan Delillerle Bu İşlem Sırasında Davacı Eşin Açık Rızasının Alındığının İspatlanamadığı, Buna Göre Davanın Kabulüne Karar Verilmesi Gerekirken, Yazılı Şekilde Reddine Karar Verilmesinin Doğru Olmadığına İlişkin Karar

MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi

DAVA TÜRÜ : Tapu İptal ve Tescil-Aile Konutu Şerhi Konulması


Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davalılardan …tarafından temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:


1-Dosyadaki yazılara, mahkemece bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına ve bozmanın kapsamı dışında kalarak kesinleşmiş olan yönlere ait temyiz itirazlarının incelenmesi artık mümkün bulunmamasına göre, davalı ...'ün aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir.


2-Davacı kadın, eşi davalı ... adına kayıtlı olan aile konutu niteliğindeki taşınmazın (TMK m. 194) bilgi ve rızası dışında eşi tarafından diğer davalı ...'a satıldığını belirterek davalı ... adına olan tapu kaydının iptali ile yeniden davalı ... adına tapuya tescilini ve taşınmaz kaydına aile konutu şerhi konulmasını talep ve dava etmiştir.


İlk derece mahkemesince davanın reddine karar verilmiş, hükmün davacı kadın tarafından temyizi üzerine, Dairemizin 15.10.2019 tarih, 2019/3066 esas sayılı ilamı ile davalı eşin dava konusu aile konutu olan taşınmazı, diğer davalı ...'a satış yoluyla devrettiği, yapılan yargılama ve toplanan delillerle bu işlem sırasında davacı eşin açık rızasının alındığının ispatlanamadığı, buna göre davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde reddine karar verilmesinin doğru olmadığından bahisle hükmün bozulmasına karar verilmiştir.

İlk derece mahkemesince bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda davanın kabulüne karar verilmiştir.

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 297/2.maddesinde "Hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir" düzenlemesi yer almaktadır. Kamu düzeninden olan doğru sicil oluşturma ilkesi gereğince de hakimin infazı kabil karar verme yükümlülüğü vardır.


İlk derece mahkemesince; davacının talebi ve mahkemece uyulmasına karar verilen bozma ilamı doğrultusunda karar verilmesi gerekirken, infazı mümkün olmayacak şekilde, dava konusu taşınmazın davalı ...'e satışına ilişkin işlemin iptaline şeklinde hüküm kurulması doğru olmayıp, bozmayı gerektirmiştir.


SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda (2.) bentte gösterilen sebeple BOZULMASINA, bozma kapsamı dışında kalan temyize konu diğer bölümlerinin ise yukarıda (1.) bentte gösterilen sebeple ONANMASINA, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi.27.09.2021 (Pzt.) (Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2021/6971 E., 2021/6531 K.)


Davacı İle Davalı Eşin Ortak Karar İle Taşınmazı Davalıya Sattıkları, Bu Durumda Davacının Evin Satılmasında Açık Rızasının Olduğunun Kabulü Gerektiği Anlaşılmakla Davanın Reddine Karar Verilmesi Gerekirken, Delillerin Takdirinde Hataya Düşülerek Yazılı Şekilde Karar Verilmesinin Doğru Olmadığına İlişkin Karar

MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 38. Hukuk Dairesi

DAVA TÜRÜ : Tapu İptali ve Tescil - Aile Konutu Şerhi Konulması


Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda bölge adliye mahkemesi hukuk dairesince verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davalı ... tarafından temyiz edilerek; temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılması istenilmekle; duruşma için belirlenen 22.09.2021 günü temyiz eden davalı ... vekili Av. ... geldi. Karşı taraf davacı ... ile vekili Av. ... geldiler. Başka gelen olmadı. Gelenlerin konuşması dinlendikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için duruşmadan sonraya bırakılması uygun görüldü. Bugün dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü:


Dava; TMK m. 194 uyarınca tapu iptal tescil ve aile konutu şerhi konulması istemine ilişkindir. Davacı erkek dava dilekçesinde, dava konusu taşınmazın aile konutu olduğu, taşınmazın haberi ve onayı olmadan davalı eş tarafından davalı ...'a satıldığı, davalı ... adına olan tapu kaydının iptali ile davalı eş ... adına tesciline ve taşınmaz tapu kaydına aile konutu şerhi konulmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Mahalli mahkemece yapılan yargılama neticesinde, davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı tarafından istinaf edilmiş ve bölge adliye mahkemesi ilgili hukuk dairesince yapılan inceleme neticesinde, davacının istinaf itirazının kabulüne, mahalli mahkeme kararının kaldırılmasına ve davanın kabulüyle dava konusu taşınmazın tapu kaydının iptali ile davalı eş adına tapuya kayıt ve tesciline, taşınmazın aile konutu olduğunun tespitine karar verilmiştir. Hüküm davalı ... tarafından temyiz edilmiştir.

Türk Medeni Kanunu'nun “Eşlerin hukuki işlemleri’' başlıklı 193. maddesi; "Kanunda aksine hüküm bulunmadıkça, eşlerden her biri diğeri ve üçüncü kişilerle her türlü hukukî işlemi yapabilir.” şeklindedir.

TMK’nın 194. maddesinin birinci fıkrası; “Eşlerden biri, diğer eşin açık rızası bulunmadıkça, aile konutu ile ilgili kira sözleşmesini feshedemez, aile konutunu devredemez veya aile konutu üzerindeki hakları sınırlayamaz” hükmünü içermektedir. Aile konutunun tanımına ise anılan maddenin gerekçesinde yer verilmiş; aile konutu “Eşlerin bütün yaşam faaliyetlerini gerçekleştirdiği, yaşantısına buna göre yön verdiği, acı ve tatlı günleri içinde yaşadığı anılarla dolu bir alan” olarak tanımlanmıştır.

TMK’nın 193. maddesi dikkate alındığında kural olarak eşlerin birbirleri ve üçüncü kişilerle her türlü hukuki işlem yapma serbestisi kabul edilmişken, aynı Kanun’un 194. maddesi ile bu kurala istisna getirilmiş ve aile konutu üzerindeki hakların sınırlandırılması esası kabul edilmiştir. Bu düzenleme ile malik olmayan eşe, aile konutu ile ilgili tapu kütüğüne şerh verilmesini isteme hakkı tanınmış, eşlerin aile konutu ile ilgili bazı hukuksal işlemlerinin diğer eşin rızasına bağlı olduğu kuralı getirilerek eşlerin hukuki işlem özgürlüğü "Aile birliğinin" korunması amacıyla sınırlandırılmıştır. Tapu kaydında aile konutu şerhi bulunmasa dahi aile konutuna ilişkin olarak; eşlerden biri diğer eşin açık rızası bulunmadıkça aile konutuyla ilgili kira sözleşmesini feshedemeyecek, aile konutunu devredemeyecek ve aile konutu üzerindeki hakları sınırlayamayacaktır. Malik olmayan eşin izni için şekil şartı bulunmamakla birlikte, iznin açık olması gerekmektedir. Açık rızanın varlığını ispat yükü ise aile konutu ile ilgili tasarrufta bulunana aittir. Öte yandan; TMK’nın 194. maddesinde öngörülen sınırlandırma, taşınmazın tapu kaydına aile konutu şerhi konulduğu için değil, konut aile konutu vasfı taşıdığı için getirilmiştir. Bu sebeple taşınmazın tapu kaydında aile konutu şerhi bulunmasa bile o konut aile konutu özelliğini taşır. Nitekim aile konutu şerhi kurucu değil açıklayıcı niteliktedir.

Bu durumda; Türk Medeni Kanunu'nun 194. maddesi uyarınca malik olan eş tarafından diğer eşin açık rızası alınmadan aile konutu üzerindeki hakların sınırlandırılması durumunda yapılan bu işlemin “geçerli” kabul edilemeyeceği emredici hüküm gereğidir. Diğer eşin geçerli olmayan işlemin iptali için dava açabileceği kuşkusuzdur.

Yapılan açıklamalar çerçevesinde somut olaya gelince; dava konusu taşınmazın, 11.02.2013 tarihinde ipotekli olarak davalı eş ... tarafından satın alındığı ve davalı eş aleyhine başlatılan icra takibine konu borcun ödenememesi sebebiyle, davalı eş adına kayıtlıyken 05.06.2015 tarihinde davalı ...'a devredildiği, dava konusu taşınmazın devir işlemlerinin yapıldığı sırada davacı eşin de hazır bulunduğu ve taşınmaz satım bedelini elden teslim aldığı, aynı gün davalı eş aleyhine başlatılan icra takibine konu olan borcun davacı eş tarafından ipotek alacaklısı banka vekiline havale edildiği bu hususun dinlenen tanık beyanı ve banka kaydı ile sabit olduğu anlaşılmaktadır. Yukarıda da açıklandığı üzere, Türk Medeni Kanunu'nun 194. maddesi yetkili eşin izni için bir geçerlilik şekli öngörmemiştir. Bıı nedenle söz konusu izin bir şekle tabi olmadan, sözlü olarak dahi verilebilir. Ancak maddenin ifadesinden de anlaşılacağı üzere, iznin "Açık" olması gerekir. Bu itibarla davacı ile davalı eş ...'ın ortak karar ile taşınmazı davalı ...'a sattıkları, bu durumda davacının evin satılmasında açık rızasının olduğunun kabulü gerektiği anlaşılmakla davanın reddine karar verilmesi gerekirken, delillerin takdirinde hataya düşülerek yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmayıp, bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, duruşma için takdir olunan 3.050 TL. vekalet ücretinin Hüsamettin'den alınıp Ali'ye verilmesine, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, dosyanın ilgili bölge adliye mahkemesi hukuk dairesine gönderilmesine oybirliğiyle karar verildi. 22.09.2021 (Çar.) (Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2021/3464 E., 2021/6355 K.)


Davanın İpoteğin Kaldırılması Davası Olması Ve Dava Konusu İpoteğin de Paraya Çevrilmiş Olması Nedeniyle Dava Konusuz Hale Gelmiştir. Davanın Konusuz Kalması Sebebiyle Esası Hakkında "Karar Verilmesine Yer Olmadığına" Karar Verilmesi Halinde, Yargılama Giderleri İle Bunun Kapsamına Dahil Olan Vekalet Ücreti (HMK m. 323/1-ğ) Hakkında, Davanın Açıldığı Tarihteki Tarafların Haklılık Durumu Nazara Alınarak Hüküm Tesis Edilmelidir.

MAHKEMESİ : Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi

DAVA TÜRÜ : İpoteğin Kaldırılması - Aile Konutu Şerhi Konulması


Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda bölge adliye mahkemesi hukuk dairesince verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davalı banka tarafından temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

Davacı; davalı eşinin malik olduğu aile konutu olarak kullanılan taşınmaz üzerine davalı banka lehine ipotek tesis edildiğini, bu işleme rızasının olmadığını ileri sürerek ipoteğin kaldırılmasını istemiş; mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş, karara karşı davalı banka tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine bölge adliye mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiş, hüküm davalı banka tarafından temyiz edilmiştir. Yapılan incelemede; ipotek 16.10.2015 tarihinde tesis edilmiş, dava 17.10.2017 tarihinde açılmıştır. İpotek tesis edilen taşınmaz ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile yapılan takip sonucu alacağına mahsuben davalı bankaya 10.11.2017 tarihinde cebri icra ile satılmış, ihalenin feshi davasının reddi üzerine eldeki davanın yargılaması devam ederken 21.3.2019 tarihinde kesinleşmiştir. Davanın ipoteğin kaldırılması davası olması ve dava konusu ipoteğin de paraya çevrilmiş olması nedeniyle dava konusuz hale gelmiştir. Davanın konusuz kalması sebebiyle esası hakkında "Karar verilmesine yer olmadığına" karar verilmesi halinde, yargılama giderleri ile bunun kapsamına dahil olan vekalet ücreti (HMK m. 323/1-ğ) hakkında, davanın açıldığı tarihteki tarafların haklılık durumu nazara alınarak hüküm tesis edilmelidir (HMK m. 331/1). O halde; konusuz kalan dava hakkında "Karar verilmesine yer olmadığına" karar verilip, davanın açıldığı tarihteki tarafların haklılık durumlarına göre yargılama gideri ve vekalet ücreti hakkında karar vermek üzere hükmün bozulması gerekmiştir.

SONUÇ: Yukarıda gösterilen sebeple bölge adliye mahkemesinin esastan red kararının KALDIRILMASINA, ilk derece mahkemesi kararının BOZULMASINA, bozma nedenine göre sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, dosyanın ilk derece mahkemesine, karardan bir örneğinin ilgili bölge adliye mahkemesi hukuk dairesine gönderilmesine kesin olarak oybirliğiyle karar verildi. 22.09.2021 (Çar.) (Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2021/5121 E., 2021/6419 K.)


Mahkemece Dava Konusu Taşınmazın Aile Konutu Olup Olmadığı, Rızanın Olup Olmadığı Araştırılarak Tüm Deliller Toplanarak Bir Bütün Halinde Değerlendirilerek Sonucu Uyarınca Karar Verilmesi Gerekirken Aile Konutu Olduğuna Dair Şerh Bulunmadığı Gerekçesi İle Davanın Reddine Karar Verilmesi Doğru Görülmediğine İlişkin Yargıtay Kararı

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesi

DAVA TÜRÜ : İpoteğin Kaldırılması


Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davacı tarafından temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:


Davacı, aile konutu üzerindeki ipoteğin kaldırılmasını talep etmiş, mahkemece ipotek tesis işleminin 22/07/2010 tarihinde yapıldığı, bu tarihte yürürlükte bulunan 818 sayılı eski Borçlar Yasası'nda kefalet sözleşmesinde eşin rızasının alınacağına dair bir hüküm bulunmadığı, ayrıca davacı tarafından dosyaya sunulmuş bir kefalet akdi de bulunmadığı anlaşılmakla kefalet sözleşmesinin geçersizliğine yönelik talebin yukarıda açıklanan sebeplerle, ipoteğin kaldırılmasına yönelik talebin ise dava konusu taşınmazın davalı ... adına kayıtlı olduğu ve üzerine aile konutu olduğuna dair şerh bulunmadığı gerekçesi ile davacının kefalet akdinin geçersizliğine ve ipoteğin kaldırılmasına yönelik taleplerinin ayrı ayrı reddine karar verilmiştir.


Türk Medeni Kanunu'nun 194/1. maddesine göre, “Eşlerden biri, diğer eşin açık rızası bulunmadıkça, aile konutu ile ilgili kira sözleşmesini feshedemez, aile konutunu devredemez veya aile konutu üzerindeki hakları sınırlayamaz." Bu madde hükmü ile aile konutu şerhi “konulmuş olmasa da” eşlerin birlikte yaşadıkları aile konutu üzerindeki fiili ehliyetleri sınırlandırılmıştır. Sınırlandırma, aile konutu şerhi konulduğu için değil, zaten var olduğu için getirilmiştir. Bu sebeple tapuya aile konutu şerhi verilmese bile o konut aile konutu özelliğini taşır. Zira dava konusu taşınmaz şerh konulmasa da aile konutudur. Eş söyleyişle şerh konulduğu için aile konutu olmamakta, aksine aile konutu olduğu için şerh konulabilmektedir. Bu nedenle aile konutu şerhi konulduğunda, konulan şerh “Kurucu” değil “Açıklayıcı” şerh özelliğini taşımaktadır. Anılan madde hükmü ile getirilen sınırlandırma, “Emredici” niteliktedir. Dolayısıyla bu haktan önceden feragat edilemeyeceği gibi eşlerin anlaşmasıyla da ortadan kaldırılamaz ve açık rıza ancak “Belirli olan” bir işlem için verilebilir. Türk Medeni Kanunu'nun 193. maddesi hükmü ile eşlerin birbirleri ve üçüncü kişilerle olan hukuki işlemlerinde özgürlük alanı tanınmış olmakla birlikte Türk Medeni Kanunu'nun 194. madde hükmü ile eşlerin aile konutu ile ilgili bazı hukuksal işlemlerini diğer eşin rızasına bağlı olduğu kuralı getirilerek, eşlerin hukuki işlem özgürlüğü, “Aile birliğinin korunması” amacıyla sınırlandırılmıştır. Buna göre, eşlerden biri diğer eşin “Açık rızası bulunmadıkça” aile konutu ile ilgili kira sözleşmesini feshedemez, aile konutunu devredemez ve aile konutu üzerindeki hakları sınırlayamaz. Bu cümleden hareketle, aile konutunun maliki olan eş, aile konutundaki yaşantıyı güçlüğe sokacak biçimde, aile konutunun ipotek edilmesi gibi “Tek başına“ bir ayni hakla sınırlayamaz. Bu sınırlandırma “Ancak diğer eşin açık rızası alınarak” yapılabilir.


Türk Medeni Kanunu'nun 194. maddesi yetkili eşin izni için bir geçerlilik şekli öngörmemiştir. Bu nedenle söz konusu izin bir şekle tabi olmadan, sözlü olarak da verilebilir. Ancak maddenin ifadesinden de anlaşılacağı üzere, iznin "Açık” olması gerekir.


Maddi olayları ileri sürmek taraflara, hukuki nitelendirme yapmak ve uygulanacak kanun maddelerini belirlemek hakime aittir (HMK m.33). İddianın ileri sürülüş şekline göre dava, BK 584. maddesinde düzenlenen kefalet akdinin geçersizliğine yönelik olmayıp, TMK 194. maddesinde düzenlenen aile konutunda rıza alınmadan konulan ipoteğin kaldırılmasına ilişkindir. Mahkemece dava konusu taşınmazın aile konutu olup olmadığı, rızanın olup olmadığı araştırılarak tüm deliller toplanarak bir bütün halinde değerlendirilerek sonucu uyarınca karar verilmesi gerekirken aile konutu olduğuna dair şerh bulunmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiş ve bozmayı gerektirmiştir.


SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi. 22.09.2021 (Çrş.) (Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2021/5337 E., 2021/6414 K.)


Davalı Banka, Davacı Kadının, Vefa Kayıtlı Taşınmazın Devir İşlemine Açık Rızasının Olduğunu Beyan Ederek, Buna İlişkin Muvafakatname Sunmuş, Davacı Kadın İse; Banka Tarafından Dosyaya Sunulan Muvafakatnamede Yer Alan İmzanın Sadece İpotek Tesisi İle İlgili Olduğunu, Satış Ya Da Vefa Sözleşmesine Muvafakatinin Bulunmadığını Beyan Etmiştir. Ancak, Davacı Kadının İpotek İşlemine Rızasının Bulunması Davalılar Arasında Taşınmazın Geri Alım Hakkı İle Devrini de Kapsar Niteliktedir. Bu Sebeple Davanın Reddine Karar Verilmesi Gerekirken, Davanın Kabulüne Karar Verilmesi Usul Ve Kanuna Aykırı Olduğuna İlişkin Yargıtay Kararı

MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi

DAVA TÜRÜ : Tapu İptali ve Tescil-Aile Konutu Şerhi Konulması


Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda bölge adliye mahkemesi hukuk dairesince verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davalı banka tarafından tapu iptali ve tescil davası yönünden temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:


Dava; TMK m. 194 uyarınca tapu iptal tescil istemine ilişkindir.

Davacı kadın dava dilekçesinde, dava konusu İzmir ili, Bornova 2 ilçesi, Erzene mah., 135 ada, 193 parselde kayıtlı taşınmazın aile konutu olduğu, taşınmazın haberi ve onayı olmadan davalı eş tarafından davalı bankaya vefa kayıtlı olarak satış işleminin yapıldığı, davalı .... adına olan tapu kaydının iptali ile davalı eş ... adına tesciline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.


Mahalli mahkemece yapılan yargılama neticesinde, davanın kabulüne karar verilmiş, hüküm davalı banka tarafından istinaf edilmiş ve bölge adliye mahkemesi ilgili hukuk dairesince yapılan inceleme neticesinde, davalı bankanın istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Hüküm davalı banka tarafından temyiz edilmiştir.


Türk Medeni Kanunu'nun “eşlerin hukuki işlemleri’' başlıklı 193. maddesi; "Kanunda aksine hüküm bulunmadıkça, eşlerden her biri diğeri ve üçüncü kişilerle her türlü hukukî işlemi yapabilir.” şeklindedir.


TMK’nın 194. maddesinin birinci fıkrası; “Eşlerden biri, diğer eşin açık rızası bulunmadıkça, aile konutu ile ilgili kira sözleşmesini feshedemez, aile konutunu devredemez veya aile konutu üzerindeki hakları sınırlayamaz” hükmünü içermektedir. Aile konutunun tanımına ise anılan maddenin gerekçesinde yer verilmiş; aile konutu “Eşlerin bütün yaşam faaliyetlerini gerçekleştirdiği, yaşantısına buna göre yön verdiği, acı ve tatlı günleri içinde yaşadığı anılarla dolu bir alan” olarak tanımlanmıştır.


TMK’nın 193. maddesi dikkate alındığında kural olarak eşlerin birbirleri ve üçüncü kişilerle her türlü hukuki işlem yapma serbestisi kabul edilmişken, aynı Kanun’un 194. maddesi ile bu kurala istisna getirilmiş ve aile konutu üzerindeki hakların sınırlandırılması esası kabul edilmiştir. Bu düzenleme ile malik olmayan eşe, aile konutu ile ilgili tapu kütüğüne şerh verilmesini isteme hakkı tanınmış, eşlerin aile konutu ile ilgili bazı hukuksal işlemlerinin diğer eşin rızasına bağlı olduğu kuralı getirilerek eşlerin hukuki işlem özgürlüğü "aile birliğinin" korunması amacıyla sınırlandırılmıştır. Tapu kaydında aile konutu şerhi bulunmasa dahi aile konutuna ilişkin olarak; eşlerden biri diğer eşin açık rızası bulunmadıkça aile konutuyla ilgili kira sözleşmesini feshedemeyecek, aile konutunu devredemeyecek ve aile konutu üzerindeki hakları sınırlayamayacaktır. Malik olmayan eşin izni için şekil şartı bulunmamakla birlikte, iznin açık olması gerekmektedir. Açık rızanın varlığını ispat yükü ise aile konutu ile ilgili tasarrufta bulunana aittir. Öte yandan; TMK’nın 194. maddesinde öngörülen sınırlandırma, taşınmazın tapu kaydına aile konutu şerhi konulduğu için değil, konut aile konutu vasfı taşıdığı için getirilmiştir. Bu sebeple taşınmazın tapu kaydında aile konutu şerhi bulunmasa bile o konut aile konulu özelliğini taşır. Nitekim aile konutu şerhi kurucu değil açıklayıcı niteliktedir.


Bu durumda; Türk Medeni Kanunu'nun 194. maddesi uyarınca malik olan eş tarafından diğer eşin açık rızası alınmadan aile konutu üzerindeki hakların sınırlandırılması durumunda yapılan bu işlemin “geçerli” kabul edilemeyeceği emredici hüküm gereğidir. Diğer eşin geçerli olmayan işlemin iptali için dava açabileceği kuşkusuzdur.


Yapılan açıklamalar çerçevesinde somut olaya gelince; dava konusu taşınmazın davalılardan erkek eş adına tapuda kayıtlı olduğu ve bu eş tarafından davalılardan banka lehine ipotek verildiği, daha sonra taşınmazın davalı eş ve davalı banka arasında 02/11/2015 tarihinde düzenlenen protokol ile davalı eş ve şirketinin genel kredi sözleşmeleri kapsamında doğmuş ve doğacak borçlarına mahsuben geri alım hakkı ile (vefa) satışının kararlaştırıldığı, aynı tarihte tapuda taşınmazın davalı bankaya devredildiği, ipotek tesis edilen taşınmazın bulunduğu adresin, işlem tarihinde ve halen davacı ve davalı eşin yerleşim yeri olarak kayıtlı olduğu, taşınmazın davacı ve eşi tarafından aile konutu olarak kullanıldığı anlaşılmaktadır.

Davalı banka, davacı kadının, vefa kayıtlı taşınmazın devir işlemine açık rızasının olduğunu beyan ederek, buna ilişkin muvafakatname sunmuş, davacı kadın ise; banka tarafından dosyaya sunulan muvafakatnamede yer alan imzanın sadece ipotek tesisi ile ilgili olduğunu, satış ya da vefa sözleşmesine muvafakatinin bulunmadığını beyan etmiştir.

Ancak, davacı kadının ipotek işlemine rızasının bulunması davalılar arasında taşınmazın geri alım hakkı ile devrini de kapsar niteliktedir. Bu sebeple davanın reddine karar verilmesi gerekirken, davanın kabulüne karar verilmesi usul ve kanuna aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ: Yukarıda gösterilen sebeple bölge adliye mahkemesinin esastan ret kararının KALDIRILMASINA, ilk derece mahkemesi kararının BOZULMASINA, temyiz peşin harcın istek halinde yatırana geri verilmesine, dosyanın ilk derece mahkemesine, karardan bir örneğinin ise ilgili bölge adliye mahkemesi hukuk dairesine gönderilmesine oybirliğiyle karar verildi. 01.07.2021 (Prş.) (Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2021/1737 E., 2021/5563 K.)


Mahkemece Dava Konusu Taşınmazın Tarafların Ortak Mirasbırakanıyla Davacının Aile Konutu Olarak Kullanıldığı Belirlenmiş Olduğundan; Taşınmazın Aile Konutu Olduğunun Tespitine Karar Vermek Gerekirken Yazılı Gerekçeyle Ret Hükmü Kurulması Doğru Bulunmayacağına İlişkin Karar

• AİLE KONUTU ŞERHİ KONULMASI TALEBİ (Taşınmazın Aile Konutu Olduğunun Tespiti İsteminde de Bulunulduğu – Davacının Kendisine Tanıdığı Hakları Kullanabilmesi İçin Böyle Bir Tespit Kararı İstemekte Hukuki Yararı Olduğu)


• AİLE KONUTU OLDUĞUNUN TESPİTİ İSTEMİ (Ayrıca Aile Konutu Şerhi Konulması Talebi – Davacının Kendisine Tanıdığı Hakları Kullanabilmesi İçin Böyle Bir Tespit Kararı İstemekte Hukuki Yararı Olduğu)


• HUKUKİ YARAR (Davacının Aile Konutu Şerhi Konulması Talebi Yanında Taşınmazın Aile Konutu Olduğunun Tespiti İstemi de Bulunduğu–Davacının TMK’nun 240. ve 652. Md.lerinin Kendisine Tanıdığı Hakları Kullanabilmesi İçin Böyle Bir Tespit Kararı İsteyebileceği)


4721/m.194,240,652


ÖZET : Olayları açıklamak, taraflara hukuki nitelendirme hakime aittir. Toplanan delillerden, tarafların ve mahkemenin de kabulünde olduğu üzere dava konusu taşınmaz, davacı ile miras bırakanın sağlığında birlikte oturdukları aile konutudur. Davacının aile konutu şerhi konulması talebi yanında, öncelikle taşınmazın aile konutu olduğunun tespiti istemi de bulunmaktadır. Davacının Türk Medeni Kanununun 240. ve 652. maddelerinin kendisine tanıdığı hakları kullanabilmesi için böyle bir tespit kararı istemekte hukuki yararı mevcuttur. Mahkemece dava konusu taşınmazın tarafların ortak mirasbırakanıyla davacının aile konutu olarak kullanıldığı belirlenmiş olduğundan; taşınmazın aile konutu olduğunun tespitine karar vermek gerekir.


DAVA : Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:


KARAR : 1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle evliliğin ölümle sona ermiş bulunmasına ve aile konutu korumasının ( TMK m. 194 ) da evliliğin devamı süresince geçerli olmasına göre; davacının, taşınmazın tapu kütüğüne aile konutu şerhi konulmasına yönelik talebinin reddine yönelik temyiz itirazları yersizdir.


2-Olayları açıklamak, taraflara hukuki nitelendirme hakime aittir. Toplanan delillerden, tarafların ve mahkemenin de kabulünde olduğu üzere dava konusu taşınmaz, davacı ile miras bırakanın sağlığında birlikte oturdukları aile konutudur. Davacının aile konutu şerhi konulması talebi yanında, öncelikle taşınmazın aile konutu olduğunun tespiti istemi de bulunmaktadır. Davacının Türk Medeni Kanununun 240. ve 652. maddelerinin kendisine tanıdığı hakları kullanabilmesi için böyle bir tespit kararı istemekte hukuki yararı mevcuttur. Mahkemece dava konusu taşınmazın tarafların ortak mirasbırakanıyla davacının aile konutu olarak kullanıldığı belirlenmiş olduğundan; taşınmazın aile konutu olduğunun tespitine karar vermek gerekirken yazılı gerekçeyle ret hükmü kurulması doğru bulunmamıştır.


SONUÇ : Temyiz edilen hükmün yukarıda 2. bentte gösterilen sebeple BOZULMASINA, bozma kapsamı dışında kalan temyize konu bölümlerin ise yukarıda 1. bentte gösterilen sebeple ONANMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 25.06.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi. (Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2012/11721 Esas, 2012/17517 Karar, 25.6.2012 tarihli ilam)


Davalı Kadının Usule Uygun Açılmış Bir Aile Konutu Şerhi Konulması Davası ve Bu Hususta Bir Talebi Bulunmadığı Halde Talep Aşılarak Hüküm Kurulmasının Usul ve Yasaya Aykırı Olduğuna İlişkin Yargıtay Kararı

• AİLE KONUTU ŞERHİ ( Davalı Kadının Usule Uygun Açılmış Bir Aile Konutu Şerhi Konulması Davası ve Bu Hususta Bir Talebi Bulunmadığı Halde Talep Aşılarak Hüküm Kurulmasının Usul ve Yasaya Aykırı Olduğu )


• BOŞANMA ( Davacı Kocanın Davası Reddedildiği Halde Davada Kendisini Vekille Temsil Ettiren Davalı Kadın Yararına Vekalet Ücretine Hükmolunmamasının Doğru Görülmediği )


• VEKALET ÜCRETİ ( Boşanma – Davacı Kocanın Davası Reddedildiği Halde Davada Kendisini Vekille Temsil Ettiren Davalı Kadın Yararına Hükmolunmamasının Doğru Görülmediği )


1136/m.164


1086/m.74


ÖZET : Davalı kadının usule uygun açılmış bir aile konutu şerhi konulması davası ve bu hususta bir talebi bulunmadığı halde yazılı şekilde talep aşılarak hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır. Davacı kocanın davası reddedildiği halde, davada kendisini vekille temsil ettiren davalı kadın yararına vekalet ücretine hükmolunmaması doğru görülmemiştir.


DAVA : Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen ve yukarda tarih numarası gösterilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:


KARAR : 1- ) Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre davacı kocanın aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir.


2- ) Davalı kadının usule uygun açılmış bir aile konutu şerhi konulması davası ve bu hususta bir talebi bulunmadığı halde yazılı şekilde talep aşılarak hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır. ( H.U.M.K. madde 74 )


3- ) Davalı kadının temyizine gelince:


Davacı kocanın davası reddedildiği halde, davada kendisini vekille temsil ettiren davalı kadın yararına vekalet ücretine hükmolunmaması doğru görülmemiştir.


SONUÇ : Temyiz edilen hükümün yukarda 2. bentte açıklanan sebeplerle davacı koca yararına, 3. bentte gösterilen sebeplerle davalı kadın yararına BOZULMASINA, bozma kapsamı dışında kalan temyize konu bölümlerin ise yukarda 1. bentte açıklanan sebeplerle ONANMASINA, temyiz peşin harcının yatırana iadesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 6.7.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. (Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 2010/10962 Esas, 2011/11655 Karar,06.07.2011 Tarihli İlam)


Paydaşlığın Giderilmesi Davasına Konu Bağımsız Bölümün Tapu Kaydında Aile Konutu Şerhi Bulunduğundan, Belli Bir Amaca Özgülenmiş Taşınmazdaki Bu Şerh Terkin Edilmediği Sürece Ortaklığın Giderilmesinin İstenmesi Mümkün Değildir.

• AİLE KONUTU ŞERHİ (Paydaşlığın Giderilmesi Davasına Konu Bağımsız Bölümün Tapu Kaydında – Terkin Edilmediği Sürece İstenmesinin Mümkün Olmadığı)


• PAYDAŞLIĞIN GİDERİLMESİ ( Davaya Konu Bağımsız Bölümün Tapu Kaydında Aile Konutu Şerhi Bulunduğu – Terkin Edilmediği Sürece İstenemeyeceği )


• TAPU KAYDINDA AİLE KONUTU ŞERHİ BULUNMASI ( Paydaşlığın Giderilmesi Davasına Konu Bağımsız Bölümün – Terkin Edilmediği Sürece İstenmesinin Mümkün Olmadığı )


4721/m. 194, 698

ÖZET : Paydaşlığın giderilmesi davasına konu bağımsız bölümün tapu kaydında aile konutu şerhi bulunduğundan, belli bir amaca özgülenmiş taşınmazdaki bu şerh terkin edilmediği sürece ortaklığın giderilmesinin istenmesi mümkün değildir.


DAVA : Mahalli mahkemesinden verilmiş bulunan paydaşlığın giderilmesi davasına dair karar davalı tarafından süresi içinde temyiz edilmiş olmakla, dosyadaki bütün kağıtlar okunup, gereği görüşülüp düşünüldü:


KARAR : Dava bir adet taşınmazın paydaşlığının giderilmesi istemine ilişkindir. Mah kemece, ortaklığın satış suretiyle giderilmesine karar verilmesi üzerine, hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.


Davacı vekili, dava dilekçesinde 8 numaralı bağımsız bölümde tarafların paydaş olduğunu, paydaşlığın satış yoluyla giderilmesine karar verilmesini istemiş, davalı vekili, dava konusu edilen taşınmazın aile konutu olup tapu kaydında buna ilişkin şerh bulunduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.


Türk Medeni Kanunu’nun 194. maddesi gereğince; eşlerden biri diğer eşin açık rızası bulunmadıkça aile konutunu devredemez veya aile konutu üzerindeki hakları sınırlayamaz. Aynı Kanun’un 698. maddesine göre; hukuki bir işlem gereğince veya paylı malın sürekli bir amaca özgülenmiş olması sebebiyle paylı mülkiyeti devam ettirme yükümlülüğü bulunmadıkça, paydaşlardan her biri malın paylaşılmasını isteyebilir. Paylaşmayı isteme hakkı, hukuki bir işlemle en çok on yıllık süre ile sınırlandırılabilir. Taşınmazlarda paylı mülkiyetin devamına ilişkin sözleşmeler, resmi şekle bağlıdır ve tapu kütüğüne şerh verilebilir. Uygun olmayan zamanda paylaşma isteminde bulunulamaz.


Somut olayda; dava konusu edilen ve satışına karar verilen 8 numaralı bağımsız bölümün tapu kaydının açıklamalar bölümüne 08.01.2008 tarihinde “aile konutu” şerhi konulduğu, taraflar adına 1/2’şer payla kayıtlı olduğu anlaşılmaktadır. Bu durumda taşınmazın belli bir amaca özgülendiğinin kabulü gerekir. Tapu kaydı üzerindeki bu şerh terkin edilmediği müddetçe ortaklığın giderilmesinin istenmesi mümkün değildir. O halde mahkemece, davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde kabulüne karar verilmesi doğru görülmediğinden hükmün bozulması gerekmiştir.


SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz itirazlarının kabulü ile HUMK’nın 428. maddesi uyarınca hükmün ( BOZULMASINA ), istek halinde peşin alınan temyiz harcının temyiz edene iadesine, 14.04.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. (Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, 2010/13865 Esas, 2010/4406 Karar, 14.4.2010 Tarihli İlam)


Davacının Türk Medeni Kanununun 240. Ve 652. Maddelerinin Kendisine Tanıdığı Hakları Kullanabilmesi İçin Böyle Bir Tespit Kararı İstemekte Hukuki Yararı Mevcuttur. Mahkemece Dava Konusu Taşınmazın Tarafların Ortak Mirasbırakanıyla Davacının Aile Konutu Olarak Kullanıldığı Belirlenmiş Olduğundan; Taşınmazın Aile Konutu Olduğunun Tespitine Karar Vermek Gerekir.

• AİLE KONUTU ŞERHİ KONULMASI TALEBİ ( Taşınmazın Aile Konutu Olduğunun Tespiti İsteminde de Bulunulduğu – Davacının Kendisine Tanıdığı Hakları Kullanabilmesi İçin Böyle Bir Tespit Kararı İstemekte Hukuki Yararı Olduğu )


• AİLE KONUTU OLDUĞUNUN TESPİTİ İSTEMİ ( Ayrıca Aile Konutu Şerhi Konulması Talebi – Davacının Kendisine Tanıdığı Hakları Kullanabilmesi İçin Böyle Bir Tespit Kararı İstemekte Hukuki Yararı Olduğu )


• HUKUKİ YARAR ( Davacının Aile Konutu Şerhi Konulması Talebi Yanında Taşınmazın Aile Konutu Olduğunun Tespiti İstemi de Bulunduğu – Davacının TMK’nun 240. ve 652. Md.lerinin Kendisine Tanıdığı Hakları Kullanabilmesi İçin Böyle Bir Tespit Kararı İsteyebileceği )


4721/m.194,240,652


ÖZET : Olayları açıklamak, taraflara hukuki nitelendirme hakime aittir. Toplanan delillerden, tarafların ve mahkemenin de kabulünde olduğu üzere dava konusu taşınmaz, davacı ile miras bırakanın sağlığında birlikte oturdukları aile konutudur. Davacının aile konutu şerhi konulması talebi yanında, öncelikle taşınmazın aile konutu olduğunun tespiti istemi de bulunmaktadır. Davacının Türk Medeni Kanununun 240. ve 652. maddelerinin kendisine tanıdığı hakları kullanabilmesi için böyle bir tespit kararı istemekte hukuki yararı mevcuttur. Mahkemece dava konusu taşınmazın tarafların ortak mirasbırakanıyla davacının aile konutu olarak kullanıldığı belirlenmiş olduğundan; taşınmazın aile konutu olduğunun tespitine karar vermek gerekir.


DAVA : Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:


KARAR : 1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle evliliğin ölümle sona ermiş bulunmasına ve aile konutu korumasının ( TMK m. 194 ) da evliliğin devamı süresince geçerli olmasına göre; davacının, taşınmazın tapu kütüğüne aile konutu şerhi konulmasına yönelik talebinin reddine yönelik temyiz itirazları yersizdir.


2-Olayları açıklamak, taraflara hukuki nitelendirme hakime aittir. Toplanan delillerden, tarafların ve mahkemenin de kabulünde olduğu üzere dava konusu taşınmaz, davacı ile miras bırakanın sağlığında birlikte oturdukları aile konutudur. Davacının aile konutu şerhi konulması talebi yanında, öncelikle taşınmazın aile konutu olduğunun tespiti istemi de bulunmaktadır. Davacının Türk Medeni Kanununun 240. ve 652. maddelerinin kendisine tanıdığı hakları kullanabilmesi için böyle bir tespit kararı istemekte hukuki yararı mevcuttur. Mahkemece dava konusu taşınmazın tarafların ortak mirasbırakanıyla davacının aile konutu olarak kullanıldığı belirlenmiş olduğundan; taşınmazın aile konutu olduğunun tespitine karar vermek gerekirken yazılı gerekçeyle ret hükmü kurulması doğru bulunmamıştır.


SONUÇ : Temyiz edilen hükmün yukarıda 2. bentte gösterilen sebeple BOZULMASINA, bozma kapsamı dışında kalan temyize konu bölümlerin ise yukarıda 1. bentte gösterilen sebeple ONANMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 25.06.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi. (Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2012/11721 Esas, 2012/17517 Karar, 25.6.2012 Tarihli İlam)

 

Avukat Gökhan Sarı Hukuk Bürosu

Hukuki sorunlarınıza dair her türlü görüş, yorum ve sorularınızı sitemiz üzerinde bulunan Whatsapp iletişim butonunu kullanarak bize yöneltebilirsiniz.

 


29 görüntüleme0 yorum