HAKSIZ TUTUKLAMA, GÖZALTI VE ELKOYMA NEDENİYLE AÇILAN MADDİ VE MANEVİ TAZMİNAT DAVALARI

Güncelleme tarihi: 17 May


HAKSIZ TUTUKLAMA, GÖZALTI, ARAMA VE EL KOYMA KAVRAMLARININ HUKUKİ NİTELİĞİ NEDİR? (CMK 141)

Tutuklama, gözaltı, yakalama ve el koyma gibi kavramlar birer tedbirdir. Bu tedbirler ceza muhakemesinde “koruma tedbirleri” olarak adlandırılır. Koruma tedbirlerinin 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’na aykırı uygulanması halinde ise “haksız tutuklama”, “haksız gözaltı”, “haksız yakalama”, “haksız el koyma”, “haksız arama” kavramları ortaya çıkar.


Ceza hukukunda soruşturma ve akabinde görülen kovuşturma aşamasında koruma tedbirleri uygulanabilir. Yetkili makamlar bu koruma tedbirlerini ölçülü ve orantılı şekilde uygulamalıdır. Adli merciiler tarafından tutuklama, yakalama, gözaltı veya elkoyma gibi koruma tedbirleri uygulanarak yapılan soruşturma veya kovuşturma neticesinde şüpheli veya sanığın suçsuz olduğu anlaşıldığında; yani mahkeme tarafından beraat kararı veya savcılık tarafından takipsizlik kararı verildiğinde koruma tedbirlerinin de haksız uygulandığı belirlenmiş olur. Böyle durumlarda, haksız koruma tedbirleri uygulanan kişinin maddi ve manevi tazminat davası açma hakkı ortaya çıkar. Yurttaşlarımız özellikle haksız tutuklamaya bağlı olarak sıklıkla tazminat davası açmaktadır.

HAKSIZ TUTUKLAMA, GÖZALTI VE EL KOYMA NEDENİYLE AÇILAN TAZMİNAT DAVASI NEDİR? (CMK 141)

Koruma tedbirleri sebebiyle açılan tazminat davası, haksız koruma tedbirleri nedeniyle Maliye Hazinesi aleyhine karşı açılan bir tazminat davasıdır. Devlete karşı açılan bu tazminat davası, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 141. maddesinde düzenlenmiştir.


Yetkili adli makamlar tarafından yürütülen hukuki sürece konu edilen bir suçun soruşturma veya kovuşturulması aşamasında çoğu zaman koruma tedbirlerine başvurulmaktadır. Bu koruma tedbirleri eğer kişiyi mağdur ederse mağdur edilen kişiye tazminat verilmesi gerekmektedir.




HAKSIZ UYGULANAN KORUMA TEDBİRLERİ SEBEBİYLE HANGİ DURUMLARDA TAZMİNAT DAVASI AÇILABİLİR? (CMK 141)

Şahsına yönelik haksız şekilde koruma tedbiri uygulanan kişilerin hangi hallerde tazminat davası açabileceği 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 141. maddesi’nde sayılmıştır. Bu doğrultuda suç soruşturması veyahut kovuşturması esnasında haksız şekilde koruma tedbiri uygulanan kişiler şu durumlarda tazminat davası açabilirler:


  • Kanunlarda belirtilen koşullar dışında hakkında yakalanan, tutuklanan veya tutukluluğunun devamına karar verilenler (CMK m. 141/1-a ),

  • Kanunî gözaltı süresi içinde hâkim önüne çıkarılmayanlar (CMK m 141/1-b),

  • Kanunî hakları hatırlatılmadan veya hatırlatılan haklarından yararlandırılma isteği yerine getirilmeden tutuklananlar (CMK m.141/1-c),

  • Kanuna uygun olarak tutuklandığı hâlde makul sürede yargılama mercii huzuruna çıkarılmayan ve bu süre içinde hakkında hüküm verilmeyenler (CMK m.141 /1-d),

  • Kanuna uygun olarak yakalandıktan veya tutuklandıktan sonra haklarında kovuşturmaya yer olmadığına veya beraatlerine karar verilenler (CMK m. 141/1-e),

  • Mahkûm olup da gözaltı ve tutuklulukta geçirdiği süreleri, hükümlülük sürelerinden fazla olan veya işlediği suç için kanunda öngörülen cezanın sadece para cezası olması nedeniyle zorunlu olarak bu cezayla cezalandırılan (CMK m.141/1-f),

  • Yakalama veya tutuklama nedenleri ve haklarındaki suçlamalar kendilerine, yazıyla veya bunun hemen olanaklı bulunmadığı hâllerde sözle açıklanmayanlar (CMK m. 141/1-g),

  • Yakalanmaları veya tutuklanmaları yakınlarına bildirilmeyenler (CMK m.141/1-h),

  • Hakkındaki arama kararı ölçüsüz bir şekilde gerçekleştirilenler (CMK m 141/1-i),

  • Eşyasına veya diğer malvarlığı değerlerine, koşulları oluşmadığı halde elkonulan veya korunması için gerekli tedbirler alınmayan ya da eşyası veya diğer malvarlığı değerleri amaç dışı kullanılanlar veya eşyaları zamanında geri verilmeyenler (CMK m.141/1-j),


Bu sebeple uğramış oldukları maddi ve manevî her türlü zararlarını, devletten isteyebilirler. Uygulamada çoğunlukla hakkında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilen veyahut yargılama neticesinde beraat eden kişiler tarafından maddi ve manevi tazminat davası açılmaktadır.


Hakkında mahkumiyet kararı verilen kişinin gözaltı ve tutuklulukta geçirdiği toplam süreler, mahkum olunan cezanın infaz süresinden daha çok ise maddi ve manevi tazminat davası açılabilir. Ayrıca kişinin, işlediği suçun kanunda öngörülen cezai yaptırımının yalnızca adli para cezası olması nedeniyle zorunlu olarak adli para cezasıyla cezalandırılan kişi de tazminat talebinde bulunabilir. Bu hususta dikkat edilmesi gereken durum, kişinin mahkum olduğu cezanın ne kadarını yatacak ise ondan fazlasını tutuklulukta veyahut gözaltında geçirmişse, maddi ve manevi tazminat isteyebilecektir.


Haksız el koymadan dolayı zarara uğrayan vatandaşlar da maddi ve manevi zararlarını açacakları tazminat davası ile talep devletten talep edebilirler. Bu düzenlemenin amacı, haksız yere el koyularak değer kaybeden bir malın değer kaybının şahsa ödenerek şahsın zararının giderilmesidir. El koyma sebebiyle açılan tazminat davaları uygulamada çoğunluklar, suç sebebiyle haksız şekilde el konulan tırlar veya kamyonlara ilişkin olarak açılmaktadır.

HAKSIZ TUTUKLAMA, GÖZALTI VE EL KOYMA SEBEBİYLE TAZMİNAT DAVASI AÇMA SÜRESİ NE KADARDIR? (CMK 142/1)

Ceza Muhakemeleri Kanunu’nun 142. maddesi’nin 1. fıkrası’nda, kararın kesinleştiğinin davacıya tebliğinden itibaren 3 ay ve her halükarda kararın kesinleşmesinden itibaren 1 yıl içerisinde tazminat davasının açılması gerektiği hükme bağlanmıştır. Uygulamada genellikle kesinleşme şerhli gerekçeli mahkeme kararı ilgilisine tebliğ edilmediğinden bu tazminat davalarını açabilmek için 1 yıl olarak öngörülen zamanaşımı süresine dikkat edilmelidir. Eğer kararın kesinleşmesinden itibaren 1 yıl içerisinde



HAKSIZ TUTUKLAMA, GÖZALTI VE EL KOYMA SEBEBİYLE AÇILAN TAZMİNAT DAVALARINDA GÖREVLİ VE YETKİLİ MAHKEME HANGİSİDİR? (CMK 142/2)

Haksız koruma tedbirine ilişkin açılan maddi ve manevi tazminat davaları ilgilinin yerleşim yeri adresinin bulunduğu yer ağır ceza mahkemesinde görülür. Tazminat talep eden ilgilinin yerleşim yerinde ağır ceza mahkemesi bulunmuyorsa en yakın ağır ceza mahkemesi yetkili ve görevli olacaktır. Eğer davacı bu davasını yerleşim yerinin dışında bir ağır ceza mahkemesinde açarsa yerel mahkeme yetkisizlik kararı verip dosyayı kişinin yerleşim yerindeki ağır ceza mahkemesine gönderir. İlgilinin Yerleşim yeri adresi yurt dışı olarak tescil edilmişse Milletlerarası Hukuk Usulü gereğince davasını İstanbul, Ankara ve İzmir illerinde açabileceği belirlenmiştir.

HAKSIZ TUTUKLAMA, GÖZALTI VE EL KOYMA SEBEBİYLE AÇILAN TAZMİNAT DAVASININ AÇILMASI, DELİLLER VE YARGILAMA USULLERİ NE ŞEKİLDEDİR? (CMK 142/3-4-5-6-7-8)

Tazminat talep eden kişi hazırlamış olduğu dava dilekçesinde; kimlik ve adres bilgilerini, zarar gördüğü işlemin ve zararın detaylarını ve bunlara ilişkin delilleri açıklamalıdır. Bu tazminat davaları ağır ceza mahkemesinde görülüyor olmasına rağmen yapılan yargılama işlemleri hukuk mahkemesinin yaptığı işlemler gibidir. Bu doğrultuda, davacı sunduğu deliller ile iddialarını ispat etmeli ve tazminat miktarının artması için çaba sarf etmelidir.


Dava dilekçesindeki unsurlar mahkemece yetersiz görülürse, eksikliğin giderilmesi için davacı tarafa 1 aylık süre verilir. Bu süre içerisinde eksikliklerin giderilmediği takdirde davaya konu taleplerin reddedileceği davacıya ihtar edilir. Verilen süre içerisinde eksiklikler giderilmezse itiraz yolu açık olmak üzere dava reddolunur. Uygulamada davacı tarafından maddi zararı ispat eder nitelikte evraklar sunulmadığı takdirde, davacıya asgari ücret üzerinden, tutuklu kaldığı süre kadar maddi tazminat verilmektedir. Bu hesaplama yapılırken kişinin tutuklu kaldığı süre için geçerli olan asgari ücret miktarı kullanılır. Tazminat talep eden davacı, tutuklu kaldığı süre zarfında 16 yaşından küçükse 16 yaşından küçük olanlara uygulanan asgari ücret miktarı hesaplamada dikkate alınacaktır.


Tazminat talep eden davacı, tutuklu kaldığı süre içerisinde sigortalı çalıştığını ispat edemiyorsa asgari geçim indirimi kesintisi yapılarak maddi tazminat hesabı yapılacaktır. Sigortalı çalıştığını ispat etmemesine rağmen asgari geçim indiriminin kesilmeden bilirkişi raporuna dahil edilmesi yargıtayca bozma sebebi olarak kabul edilmektedir.


Dava açıldıktan sonra yerel mahkeme öncelikle dosyanın yeterliliğini inceleyecektir. Yeterliliği hususunda eksiklik görülmeyen dosyaların dava dilekçeleri ve ekleri mahkeme tarafından devlet hazinesinin kendi yargı çevresindeki temsilcisine tebliğ edilerek, varsa beyan ve itirazlarını sunmak üzere hazineye 15 günlük süre verilir.


Yerel mahkemece görülen bu tazminat davalarında, taleplerin ve ispat belgelerinin değerlendirilmesinde, tazminat hukukunun genel prensipleri uygulanır. Bu prensipler doğrultusunda yerel mahkeme gerekli gördüğü her türlü araştırmayı yapmaya yetkilidir. Mahkeme heyeti üyelerinden birisini naip hakim olarak belirleyerek bu yetkileri naip hakime de verebilirler. Naip hakim tarafından tüm eksiklikler giderildikten sonra dosya heyete tevdi edilir. Ağır ceza mahkemesi heyeti ve duruşma savcısının iştirakiyle görülen yargılama neticesinde yerel mahkeme davaya ilişkin kararını verecektir.


Yerel mahkemenin bu davalardaki araştırma yapma yetkisi oldukça geniştir. Bu yetki çerçevesinde mahkeme öncelikle kişinin yerleşim yerinde bulunan emniyet amirliğine müzekkere yazarak sosyal ve ekonomik duruma ilişkin araştırma raporu talep eder. Bu inceleme raporunda kişinin ailevi duruma ve ekonomik durumuna ilişkin bilgilere yer verilir. Kişi sigortalı olarak çalışmışsa SGK genel müdürlüğüne müzekkere yazılarak hangi dönemlerde çalıştığı hususunda bilgi talep edilir. Davacı bir tacir olarak ticaretle uğraşıyorsa, haksız tutukluluk öncesi döneme ilişkin yıllık kazanç tutarını tespit edebilmek için asgari 4 yıllık döneme ilişkin gelir veya kurumlar vergisi beyannamesi veyahut vergi levhası ibraz edilmelidir.


Haksız koruma tedbirlerine ilişkin açılan tazminat davaları duruşmalı olarak yapılır. Çağrı kâğıdı ile yapılan ihtara rağmen hazine temsilcisi duruşmaya katılmazsa, mahkeme davalı tarafın yokluğunda da kararını açıklayabilir. Karara karşı, istemde bulunan, Cumhuriyet savcısı veya Hazine temsilcisi, istinaf yoluna başvurabilir; inceleme öncelikle ve ivedilikle yapılır. Bununla birlikte, tazminat miktarının temyiz sınırına göre temyiz yoluna başvuru yapılarak dosya taraflarca Yargıtay’a da gönderilebilir.



HAKSIZ KORUMA TEDBİRİNE İLİŞKİN AÇILAN TAZMİNAT DAVALARINDA HARÇ VE YARGILAMA GİDERİ ÖDENİR Mİ?

Haksız koruma tedbirleri sebebiyle açılan tazminat davaları, herhangi bir harç ve yargılama giderine tabi değildir. Tazminat istemini dile getiren bir dilekçenin yetkili ve görevli mahkemeye verilmesi yeterli olacaktır.

HAKSIZ TUTUKLAMA, GÖZALTI VE EL KOYMA TAZMİNATLARININ GERİ ALINMA ŞARTLARI NELERDİR? (CMK 143)

Kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin kararı sonradan kaldırılarak, hakkında kamu davası açılan ve mahkûm edilenlerle, yargılamanın aleyhte yenilenmesiyle beraat kararı kaldırılıp mahkûm edilenlere ödenmiş tazminatların mahkûmiyet süresine ilişkin kısmı, Cumhuriyet savcısının yazılı istemi ile aynı mahkemeden alınacak kararla kamu alacaklarının tahsiline ilişkin mevzuat hükümleri uygulanarak geri alınır. Bu karara itiraz edilebilir.


Yukarıda açıklanan hususlarda bir değişiklik olması durumunda, Maliye Hazinesi’ne bağlı yetkili kurumlar koşullara göre tazminatın geri ödenmesi için icra takibi başlatır. Eğer tazminat talebinde bulunan davacıya mahkeme kararında belirtilen tazminat ödenmemişse, tazminata ilişkin karar hükümsüz kalacaktır. Kararı veren mahkeme, yeni bir karar ile tutuklu kaldığı süre ve aldığı cezaya göre tazminatın kısmen ya da tamamen reddine karar verebilir. İftira konusunu oluşturan suç veya yalan tanıklık nedeniyle gözaltına alınma ve tutuklama halinde; Devlet, iftira eden veya yalan tanıklıkta bulunan kişiye de ödemiş olduğu tazminatı rücu eder.

HAKSIZ TUTUKLAMA, GÖZALTI VE EL KOYMA SEBEBİYLE TAZMİNAT TALEP EDEMEYECEK KİŞİLER KİMLERDİR? (CMK 144)

Bu hususa ilişkin tazminat talep edemeyecek kişiler Ceza Muhakemeleri Kanunu’nun 144. Maddesi’nde sayılmıştır. Bu maddeye göre, kanuna uygun olarak yakalanan veya tutuklanan kişilerden aşağıda belirtilenler tazminat isteyemezler:


  1. Tazminata hak kazanmadığı hâlde, sonradan yürürlüğe giren ve lehte düzenlemeler getiren kanun gereği, durumları tazminat istemeye uygun hâle dönüşenler. (CMK m. 144/1-b)

  2. Genel veya özel af, şikâyetten vazgeçme, uzlaşma gibi nedenlerle hakkında kovuşturmaya yer olmadığına veya davanın düşmesine karar verilen veya kamu davası geçici olarak durdurulan veya kamu davası ertelenen veya düşürülenler. (CMK m. 144/1-c)

  3. Kusur yeteneğinin bulunmaması nedeniyle hakkında ceza verilmesine yer olmadığına karar verilenler. (CMK m. 144/1-d)

  4. Adlî makamlar huzurunda gerçek dışı beyanla suç işlediğini veya suça katıldığını bildirerek gözaltına alınmasına veya tutuklanmasına neden olanlar.(CMK m.144/1-e)



HÜKMÜN AÇIKLANMASININ GERİYE BIRAKILMASI VEYAHUT KOVUŞTURMANIN ERTELENMESİ HALLERİNDE TAZMİNAT DAVASI AÇILABİLİR Mİ?

Her iki durumda da denetim süresini usulüne uygun bir şekilde geçirdikten sonra hakkında düşme kararı verilen kişi, düşme kararı verilmesinden itibaren 3 ay içerisinde maddi ve manevi tazminat davası açabilir. Fakat uygulamada düşme kararları çoğu zaman resen verilmeyip talep halinde verilmektedir. Dolayısıyla düşme kararı verilmesi için ilgili mahkemeye başvuru yapılması ve sonrasında tazminat davasının açılması gerekmektedir.


HAKSIZ ŞEKİLDE UYGULANAN KORUMA TEDBİRLERİ SEBEBİYLE AÇILAN TAZMİNAT DAVALARINDA FAİZ BAŞLANGIÇ TARİHİ NEDİR?

Haksız koruma tedbirleri sebebiyle talep edilen tazminatın faiz başlangıç tarihi, haksız tedbirin uygulandığı tarihtir. Örnek vermek gerekirse, davacının gözaltına alındığı tarih veyahut gözaltı yoksa tutuklandığı tarihten itibaren faiz işletilmelidir. Fakat dava dilekçesinde mutlaka faiz talep edilmelidir. Aksi takdirde yerel mahkemenin vereceği kararda faiz başlangıç tarihi olarak dava tarihi belirtilecektir. Haksız koruma tedbirleri nedeniyle istenecek faiz, yasal faiz oranıdır.


Yargıtay’ın emsal teşkil edecek bir kararında, davacı taraf dava dilekçesinde gözaltı tarihinden itibaren yasal faize hükmedilmesi talep edilmesine rağmen yerel mahkemenin tutuklama tarihinden itibaren yasal faize hükmetmesi bozma sebebi sayılmıştır. (Yargıtay 12 Ceza Dairesinin 2014/18191 Esas 2015/4307 Karar)

HAKSIZ TUTUKLAMA, GÖZALTI VE EL KOYMA SEBEBİYLE AÇILAN TAZMİNAT DAVALARDA HAZİNEDEN AVUKATLIK ÜCRETİ TALEP EDİLEBİLİR Mİ?

Şahsına yönelik olarak haksız koruma tedbiri uygulanan kişi hakkındaki ceza soruşturması veya kovuşturmasında kendisini temsil etmek üzere bir avukat tutmuş ve vekalet ücreti ödemiş olabilir. Bu şahıs tarafından açılacak maddi tazminat davasında, mahkeme tarafından davacının daha önce ödediği avukatlık ücretine hükmedilebilmesi için bu ödemeye ilişkin Serbest Meslek Makbuzunun ibrazı Yargıtay tarafından şart koşulmuştur. Ayrıca, beraat kararı verilen ilamda hükmedilen vekalet ücreti de serbest meslek makbuzu yoksa, ölçü olarak kabul edilemez.


Tazminat davasında hazine aleyhine hükmedilecek vekâlet ücreti konusunda 694 sayılı KHK ile 5271 sayılı CMK’nın 142. maddesine aşağıdaki fıkralar eklenerek yeniden düzenlenmiştir: Bu tazminat davaları nedeniyle Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince hesaplanan nispi avukatlık ücreti ödenir. Fakat, ödenecek miktar Tarife de sulh ceza hakimliklerinde takip edilen işler için belirlenen maktu ücretten az, ağır ceza mahkemelerinde takip edilen davalar için belirlenen maktu ücretten fazla olamaz (CMK m.142/9).


Tazminata ilişkin mahkeme kararları kesinleşmeden ve idari başvuru süreci tamamlanmadan icra takibine konulamaz. Kesinleşen mahkeme kararında hükmedilen tazminat ile vekalet ücreti, davacı veya vekilin davalı idareye yazılı şekilde bildireceği banka hesap numarasına, bu bildirimin yapıldığı tarihten itibaren 30 gün içinde ödenir. Bu süre içerisinde ödeme yapılmaması halinde, karar genel hükümler dairesinde infaz ve icra olunur (CMK m.142/10).


SORUŞTURMA AŞAMSINDA GÖREV ALAN HÂKİM VE SAVCILAR AÇILAN TAZMİNAT DAVASINDA GÖREV ALABİLİR Mİ?

Soruşturma aşamasında davacının tutuklanmasına veya tutukluluğun devamı kararında da imzası bulunan hâkim ve soruşturmada görev yapan savcılar, beraat eden davacının açtığı tazminat davasında görev yapamazlar. (Yargıtay 12. Ceza Dairesi - 2017/2973 Karar).

HAKSIZ TUTUKLAMA, GÖZALTI VE EL KOYMA SEBEBİYLE AÇILAN TAZMİNAT DAVALARINDA MADDİ TAZMİNAT MİKTARI NASIL BELİRLENİR?

Yerel Mahkemeler maddi tazminat hesaplamasını tamamen somut ve sunulan belgelere göre yapar. Öncelikle kişinin sunmuş olduğu evraklar çerçevesinde mahkemece araştırma yapılır. Bununla birlikte kişinin sosyal durumu ile ilgili en yakın kolluk birimine müzekkere yazarak kişi hakkında bilgi istenir. Mahkemeye belge sunulmamış ise tutuklu kaldığı dönem için uygulanan asgari ücret üzerinden tazminata hükmedilir. Yani kişi tutuklanmasaydı elde edeceği geliri maddi tazminat kapsamında değerlendirilir. Dolayısıyla kişinin kayıpları belgeleriyle ortaya konulması halinde tazminat miktarı ortaya çıkacaktır.


Kişi tutuklandığı için maddi kayıp yaşamışsa, örneğin bir iş kaybı yaşamışsa ve bu tutuklamadan kaynaklı ise bu gibi kayıpları da yerel mahkemeden talep edebilir.




HAKSIZ TUTUKLAMA, GÖZALTI VE EL KOYMA SEBEBİYLE AÇILAN TAZMİNAT DAVALARINDA MANEVİ TAZMİNAT MİKTARI NASIL BELİRLENİR?

Manevi tazminatın objektif ölçütleri yoktur. Tazminat talep edenin statüsü, çektiği üzüntü, yaptığı iş ve kayıplarına göre manevi tazminat miktarı değerlendirilmektedir. Davacının sosyal ve hukuki durumu, üzerine atılı suçun niteliği, tutuklanmasına neden olan olayın cereyan tarzı, tutuklu kaldığı süre ve benzeri hususlar ile tazminat davasının kesinleşeceği tarihe kadar davacının elde edeceği parasal değer dikkate alınıp, hakkaniyet ilkelerine uygun makul miktarların verilmesi gerektiği Yargıtayın genel kararlarında ifade edilmiştir. Haksız şekilde tutuklanan ve tutukluluk süresi aynı olan kişiler sayılan kriterler doğrultusunda farklı manevi tazminatlara hak kazanabilirler.




HAKSIZ TUTUKLAMA, GÖZALTI VE EL KOYMA SEBEBİYLE AÇILAN TAZMİNAT DAVALARINA İLİŞKİN YARGITAY KARARLARI


Haksız şekilde uygulanan koruma tedbirlerinden kaynaklı tazminat davalarına Yargıtay 12.Ceza Dairesi bakmaktadır. Emsal Yargıtay kararları aşağıdadır:


Haksız Tutuklama Tazminatı ve Mahsup Şartları

Tazminat talebinin dayanağı olan Adana 6. Ağır Ceza Mahkemesinin 2015/223 esas 2015/540 karar sayılı ceza dosyası kapsamında, davacının cinsel saldırı suçundan 17.04.2015 - 09.06.2015 tarihleri arasında 53 gün tutuklu kaldığı, yapılan yargılama sonunda beraatine hükmedildiği, beraat hükmünün 08.01.2016 tarihinde kesinleştiği, tutuklama tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 5271 sayılı CMK’nın 142. maddesinde öngörülen süre içinde yetkili ve görevli mahkemeye davanın açıldığı ve kanunda öngörülen yasal şartların oluştuğu, davacının tutukluluk süresinin tamamının Adana 18. Asliye Ceza Mahkemesinin 18.03.2016 tarih 2013/71 esas 2013/43 sayılı ek kararı ile mahsup edildiği anlaşılmakla;


Davacının 5.000,00 TL maddi, 10.000,00 TL manevi tazminatın tutuklama tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile ödenmesi talebine ilişkin söz konusu davada, yerel mahkemece 1.488,87 TL maddi, 2.000,00 TL manevi tazminatın tutuklama tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalıdan alınarak davacıya ödenmesine hükmedilmesi üzerine Dairemizce yapılan incelemede, davacının tutuklu kaldığı sürenin fiilen mahsup edilip edilmediği, mahsup edilmiş olması halinde ne kadarının mahsup edildiği hususu kuşkuya yer vermeyecek şekilde açıklığa kavuşturulup CMK’nın 144/1-a maddesinin yürürlükten kaldırılması nedeniyle mahsup durumu tazminata engel oluşturmayacak ise de, haklarında mahsup işlemi yapılmayan kişilerle tutukluluğu başka mahkumiyetinden mahsup edilenler arasındaki dengenin, hak ve nesafetin sağlanması gerektiği göz önünde bulundurularak tutuklu kalınan sürenin tamamının mahsup edildiğinin tespit edilmesi halinde davacı lehine makul bir miktar maddi ve manevi tazminata hükmolunması, bir kısmının mahsup edildiğinin tespiti halinde ise mahsup edilmeyen kısmına ilişkin olarak maddi ve manevi zarar dikkate alınıp, mahsup edilen kısım için ise makul bir miktar maddi ve manevi tazminata hükmedilmesinin lüzumu, gerekçesi ile hükmün bozulması üzerine yerel mahkemece duruşma açılıp, 500,00 TL maddi, 1.000,00 TL manevi tazminatın tutuklama tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalıdan alınarak davacıya ödenmesine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir (Yargıtay 12. Ceza Dairesi- 2021/5973 K.).


Koruma Tedbirleri Nedeniyle Tazminat Davasında Faiz ve Islah

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun ıslahın zamanı ve şekli başlıklı 177/1. maddesinde ıslahın, tahkikatın sona ermesine kadar yapılabileceği düzenlenmiştir. Aynı maddeye 22.07.2020 tarih ve 7251 sayılı Kanunun 18. maddesi ile eklenen ikinci fıkrasında ise Yargıtayın bozma kararından veya bölge adliye mahkemesinin kaldırma kararından sonra dosya ilk derece mahkemesine gönderildiğinde, ilk derece mahkemesinin tahkikata ilişkin bir işlem yapması hâlinde tahkikat sona erinceye kadar da ıslah yapılabileceği düzenlemesi getirilmiştir. Böylelikle kanunda öngörülen şartları sağladığı takdirde Yargıtay bozma kararından sonra ıslah yapılabilmesi mümkün kılınmıştır. Davacının dava dilekçesinde faiz talebinin olmamasına karşın, bozmadan sonra davacı vekilinin, davalı tarafın olmadığı 10.04.2018 tarihli duruşmada talep edilen tazminat miktarına dava tarihinden itibaren yasal faiz talep ederek sözlü ıslah talebinde bulunduğunun anlaşılması karşısında, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunun 177/2. maddesi gereğince, bu taleplerin davalı tarafa bildirilmesinde zorunluluk bulunması,


Kanuna aykırı olup, davalı vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi gereğince isteme aykırı olarak BOZULMASINA, 22.02.2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi (Y12CD-Karar : 2021/1747).


Birden Fazla Suçta Aynı Kararda Düşme ve Beraat Kararı Verilmesi Halinde Tazminat

Kişinin tek bir suçtan dolayı kanuna uygun olarak yakalanması veya tutuklanmasından sonra soruşturma veya kovuşturma sonucunda CMK’nun 144/1-c maddesinde belirtilen kararların verilmesi halinde tazminat isteyemeceği hususunda bir tereddüt bulunmamaktadır. Ancak kişi aynı anda birden çok suçtan dolayı yakalanmış veya tutuklanmış ise bu suçlardan biri hakkında CMK’nun 144/1-c maddesinde belirtilen şekilde bir karar verilmiş olsa bile, diğer suçların hiç birinden mahkum olmamış, kovuşturmaya yer olmadığına veya beraatine kararı verilmiş ise artık gerçekleşen yakalama veya tutuklamanın haksız olduğu sabit olduğundan 5271 sayılı CMK’nun 144/1-e maddesi uyarınca hak ve nesafet kurallarına göre belirlenecek bir miktar tazminatın ödenmesine karar verilmelidir.


Davacı 4320 sayılı Kanuna aykırılık, hakaret ve eşe karşı kasten yaralama suçlarından yapılan soruşturma sırasında her üç suçtan gözaltına alınmış, hakkında bu suçlardan kamu dava açılmış, yapılan yargılama sonucunda hakaret suçundan şikâyetten vazgeçme nedeniyle düşme, 4320 sayılı Kanuna aykırılık ve eşe karşı yaralama suçlarından ise beraat kararları verilmiştir. Her ne kadar şikâyetten vazgeçme nedeniyle düşme kararı verilmesi halinde CMK’nun 144/1-c maddesi uyarınca tazminata hükmonulması mümkün değil ise de, 4320 sayılı Kanuna aykırılık ve eşe karşı kasten yaralama suçlarından dolayı beraat kararı verilmesi nedeniyle haksız bir yakalama söz konusudur. Davacının gözaltına alındığı hiçbir suçtan mahkum olmamış olması ve diğer tüm suçlardan beraatina karar verilmesi karşısında 5271 sayılı CMK’nun 144/1-e maddesi uyarınca hak ve nasafet kurallarına göre belirlenecek bir miktar tazminatın ödenmesine karar verilmesi gerekirken soruşturma ve kovuşturmaya konu suçlardan biri nedeniyle CMK’nun 144/1-c maddesinde yazılı şekilde hüküm kurulduğu gerekçesiyle tazminata hükmonulamayacağının kabulü usul ve kanuna aykırıdır. (Yargıtay CGK - K.2015/144).


Yakalama İşlemi Yapıldıktan Sonra Serbest Bırakılan Kişinin Tazminat Hakkı

Dosya içeriğine göre; davacının 11.06.2013 tarihinde… Adalet Sarayında gerçekleştirilen eylem sırasında Cumhuriyet savcısının talimatı ile yakalanarak adli muayene raporu düzenlendikten sonra ifadesi alınmadan aynı gün serbest bırakıldığı, ancak hakkında yakalama işlemi yapılan davacıya kanuni haklarının hatırlatıldığına ve davacının yakalandığının bir yakınına veya belirlediği bir kişiye haber verildiğine dair herhangi bir tutanak düzenlenmediği dikkate alınarak, 5271 sayılı CMK’nın 90, 95 ve 97. maddeleri ile Yakalama, Gözaltına Alma ve İfade Alma Yönetmeliğinin 6. maddesindeki zorunlulukların yerine getirilmediği, davacının avukat olmasının bu hükümlerin uygulama koşullarını değiştirmeyeceği, suçlamadan haberdar edilme ve düzenlemede yer alan aydınlatma yükümlülüğüne ilişkin emredici hükümlerin ihlalinin işlemi haksız hale getirdiğinin anlaşılması karşısında, davacı lehine makul bir miktar manevi tazminata hükmolunması gerektiği gözetilmeden, yazılı şekilde isabetsiz değerlendirme ile davanın reddine karar verilmesi bozma nedenidir (Yargıtay 12. Ceza Dairesi - Karar No: 2019/82).


Tazminat İstemek İçin Hükmün Kesinleşmesinin Gerekmediği Haller

Mahkemece, henüz tazminat isteme koşullarının oluşmadığı gerekçesiyle tazminat talebinin reddine karar verildiğinden, öncelikle derdest davalarda koruma tedbirleri sebebiyle tazminat davası açılıp açılmayacağı konusu değerlendirilmelidir;


5271 Sayılı CMK’nın tazminat istemenin koşulları başlığını taşıyan 142. maddesinde; “Karar veya hükümlerin kesinleştiğinin ilgilisine tebliğinden itibaren üç ay ve her hâlde karar veya hükümlerin kesinleşme tarihini izleyen bir yıl içinde tazminat isteminde” bulunulabileceği hükme bağlanmış, 466 Sayılı Kanun’un 2. maddesinde ise; “zarar veren işlemlerin yapılmasına esas olan iddialar sebebiyle haklarında açılan dâvalar sonunda verilen kararların kesinleştiği veya bu iddiaların mercilerince karara bağlandığı tarihten itibaren üç ay içinde,” uğranılan zararın tazmininin istenebileceği belirtilmiştir. 466 Sayılı Kanundaki bu düzenleme nedeniyle, tazminat istemine konu davaların esasıyla ilgili verilen kararların kesinleşmesi veya verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair kararların kesinleşmesinden itibaren dava açma süresinin başlayacağı kabul edilmiş, yerleşik uygulama bugüne kadar da bu şekilde sürdürülmüştür.


5271 Sayılı CMK’nın; “Tazminat istemi” başlıklı 141. maddesi incelendiğinde, bir kısım tazminat nedenleri konusunda karar verilmesi için, davanın esasıyla ilgili bir kararın verilmesi zorunluluğunun bulunmadığı dolayısıyla bu nedenlere dayalı istemlerde, davanın sonuçlanmasına gerek bulunmadığı yasal düzenlemeden açıkça anlaşılmaktadır.


Örneğin, gözaltı süresi yasada açıkça belirtilmiş olup, yasadaki bu süre içinde hakim önüne çıkarılıp, çıkarılmadığının saptanmasının davanın esasıyla herhangi bir ilgisi bulunmadığı gibi bu konudaki talepler hakkında karar verilmesi için davanın esası hakkında karar verilmesine de gerek bulunmamaktadır. Yine aynı şekilde, kanunî hakları hatırlatılmadan veya hatırlatılan haklarından yararlandırılma istemi yerine getirilmeden tutuklanan, kanuna uygun olarak tutuklandığı hâlde makul sürede yargılama mercii huzuruna çıkarılmayan, yakalama veya tutuklama nedenleri ve haklarındaki suçlamalar kendilerine, yazıyla veya bunun hemen olanaklı bulunmadığı hâllerde sözle açıklanmayan, yakalanmaları veya tutuklanmaları yakınlarına bildirilmeyen, ya da hakkındaki arama kararı ölçüsüz bir şekilde gerçekleştirilen, kişilerin tazminat istemleri konusunda, asıl davada hüküm verilmesini veya verilen hükmün kesinleşmesini beklemeye gerek bulunmamaktadır. Zira bu talepler, asıl davanın sonucunu etkileyici veya asıl davanın sonucuna bağlı talepler değildir.


Ancak asıl davanın sonucuna bağlı veya asıl davada verilecek kararları etkileyici talepler yönünden mutlaka davanın esasıyla ilgili verilen karar veya hükmün kesinleşmesi zorunludur. Örneğin, kanuna uygun olarak yakalandıktan veya tutuklandıktan sonra haklarında kovuşturmaya yer olmadığına veya beraatlerine karar verilen, yine mahkûm olup da gözaltı ve tutuklulukta geçirdiği süreleri, hükümlülük sürelerinden fazla olan veya işlediği suç için kanunda öngörülen cezanın sadece para cezası olması sebebiyle zorunlu olarak bu cezayla cezalandırılanlar hakkında, mutlaka davanın esasıyla ilgili olarak verilen kararın kesinleşmesini beklemek zorunluluğu bulunmaktadır. Belirtilen bu hallerde tazminat isteme hakkı verilen karar veya hükmün kesinleşmesiyle doğacaktır (Yargıtay 12. Ceza Dairesi - Karar: 2017/6124).


Tutuklulukta Net Asgari Ücret Üzerinden Maddi Tazminat Hesaplanmalıdır

Davacıların tutuklu kaldığı döneme ilişkin olarak Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığınca 16 yaşından büyükler için belirlenen net asgari ücret miktarları üzerinden hesaplama yapılarak 5.300,40’ar TL’nin maddi tazminat olarak davacılara ödenmesine karar verilmesi gerekirken, bilirkişi raporunda net asgari ücret miktarları daha düşük tespit edilerek hesaplanan 4.837,92 TL’nin hükme esas alınması suretiyle maddi tazminat miktarlarının eksik tayini temyiz edenin sıfatına göre bozma nedeni yapılmamıştır. (Yargıtay 12.Ceza Dairesi 2016/2528 Esas, 2017/6012 Karar, 06.07.2017 Tarih).


Manevi Tazminatın Ölçütleri Nelerdir?

Hüküm: 1.000 TL manevi tazminatın davalıdan alınarak davacıya verilmesine


Nesnel bir ölçüt olmamakla birlikte, hükmedilecek manevi tazminatın davacının sosyal ve ekonomik durumu, üzerine atılı suçun niteliği, gözaltına alınmasına neden olan olayın cereyan tarzı, gözaltında kaldığı süre ve benzeri hususlar ile tazminat davasının kesinleşeceği tarihe kadar davacının elde edeceği parasal değer dikkate alınıp, hak ve nesafet ilkelerine uygun makul bir miktar olarak tayin ve tespiti gerekirken, davacı lehine belirtilen ölçütlere uymayacak miktarda fazla manevi tazminata hükmolunması temyiz edenin sıfatına göre bozma nedeni yapılmamıştır. (Yargıtay 12.Ceza Dairesi 2016/2599 esas, 2017/2599 karar, 06.07.2017 )


Haksız Tutuklama Nedeniyle Maddi ve Manevi Tazminatın Belirlenmesi

Davanın kısmen kabulü ile 132.512,00 TL maddi, 90.000 TL manevi tazminatın davalı Hazineden alınarak davacıya verilmesine, istinaf başvurusunun ESASTAN REDDİNE,


Davacının tazminat talebinin kısmen kabulüne ilişkin hüküm, Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 16. Ceza Dairesi tarafından yapılan istinaf incelemesi sonucunda 14.11.2016 tarih, 2016/73 esas, 2016/68 karar sayılı “istinaf başvurusunun esastan reddine” ilişkin kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle dosya incelenerek gereği düşünüldü:


1-Tazminat davasına esas Diyarbakır 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 2012/267 esas sayılı dosyasında 20/09/2008-14/01/2013 tarihleri arasında tutuklu yargılanan davacının, tutuklandığı tarihte …. İl Özel İdaresinde işçi olarak çalıştığı, maddi zarar hesaplanırken bu süreçte davacı ile aynı pozisyonda çalışan başka bir şahsın elde ettiği maaş ve ikramiye tutarının dikkate alınmasında herhangi bir isabetsizlik görülmemekle birlikte, UYAP sistemi üzerinden yapılan incelemede davacının 15/05/2010 tarihinden itibaren emekliye ayrıldığı ve sosyal güvenlik kurumundan maaş aldığının anlaşılması karşısında, 15/05/2010-14/01/2013 tarihleri arasında emekli maaşı alan davacının bu süreç içerisinde uğradığı maddi zararın bu döneme ilişkin net asgari ücret üzerinden hesaplanarak, belirlenen miktarın maddi tazminat kapsamında hüküm altına alınması gerektiği gözetilmeden, yazılı şekilde davacı lehine fazla maddi tazminata hükmedilmesi,


2-Nesnel bir ölçüt olmamakla birlikte, hükmedilecek manevi tazminatın davacının sosyal ve ekonomik durumu, üzerine atılı suçun niteliği, tutuklanmasına neden olan olayın cereyan tarzı, tutuklu kaldığı süre ve benzeri hususlar ile tazminat davasının kesinleşeceği tarihe kadar davacının elde edeceği parasal değer dikkate alınıp, hak ve nasafet ilkelerine uygun makul bir miktar olarak tayin ve tespiti gerekirken, davacı lehine belirlenen ölçütlere uymayacak miktarda fazla manevi tazminata hükmolunması bozma nedeni yapılmıştır (Yargıtay 12. Ceza Dairesi 2017/3319 Esas 2017/5747 Karar).


CMK 141/1-J Kapsamında El Koyma İşlemi Uygulanan Eşyalar Nedeniyle Tazminat Davası

5271 sayılı CMK’nın 141/1-j maddesi uyarınca, eşyasına veya mal varlığı değerlerine koşulları oluştuğu halde el konulmuş olmasına karşın, korunması için gerekli tedbirler alınmadığı takdirde uğranılan zararın Devlet hazinesinden istenebileceği belirtilmiş olmakla birlikte, somut olay incelendiğinde, el koyma tedbirine konu olan aracın dava dışı … isimli kişinin adına tescilli olduğu, davacı, tescil harici yolla aracı satın aldığını bildirmiş ise de, 2918 sayılı Kanunun 20/d maddesi gereğince, tescil edilmiş araçların her çeşit satış ve devirlerinin noterler tarafından yapılacağı, noterler tarafından yapılmayan her çeşit satış ve devirlerin geçersiz olduğunun vurgulanması karşısında, davacının koruma tedbirlerine dayalı olarak, dava açmaya hak ve yetkisinin bulunmadığı, bu kapsamda açılan davanın reddine karar verilmesi gerektiği gözetilmeden, davanın kabulüne dair yazılı şekilde hüküm tesisi bozma sebebidir. (Yargıtay 12 C.D. 2017/3165 Esas, 2017/5762 Karar).


Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 141/1-j maddesinde “Suç soruşturma veya kovuşturması sırasında, eşyasına veya diğer malvarlığı değerlerine, koşulları oluşmadığı halde elkonulan veya korunması için gerekli tedbirleri alınmayan ya da eşyası veya diğer malvarlığı değerleri amaç dışı kullanılan veya zamanında geri verilmeyen kişiler, maddi ve manevi her türlü zararlarını Devletten isteyebilirler” hükmü düzenlenmiştir. Bu kapsamda dava konusu somut olay değerlendirildiğinde; davacı …‘un 15.05.2008 tarihinde Cumhuriyet savcısı huzurunda alınan ifadesinde ve soruşturma safhasındaki savunmasında açıkça atılı suçu işlediğini kabul ederek hakkında koruma tedbiri uygulanmasına neden olduğu ancak yapılan yargılama sonunda atılı suçu işlediğinin sabit olmaması gerekçesiyle davacının beraatine hükmedildiği anlaşıldığından, tazminat talebinin CMK’nın 144/1-j maddesindeki şartları taşımadığından reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde kısmen kabulüne karar verilmesi bozma sebebidir. (Yargıtay 12 C.D. 2017/1731 Esas, 2017/5769 Karar )


Eğer el konulan eşya malen sorumlu üçüncü kişiye ait ise ancak sanığa karşı genel hükümlere göre hukuk mahkemelerinde dava açabileceği hükme bağlanmıştır. Yapılan incelemeye, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, araç maliki olan (malen sorumlu) davacı ile mahkumiyetine karar verilen sanık arasında genel hükümlere göre açılacak tazminat davasına konu edilmesi gereken alacağa ilişkin olarak açılan tazminat davasının, davaya konu aracın suçta kullanıldığı ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 141 ve devamı maddelerinde belirtilen tazminat isteme koşullarının oluşmadığı gerekçesi ile reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmesi sonucu itibariyle doğru olduğundan, davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddiyle, hükmün isteme uygun olarak ONANMASINA, 03.07.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. (Yargıtay 12 . Ceza Dairesi 2016/3254 Esas, 2017/5777 karar)


Cezanın Mahsubu Haksız Tutuklama veya Gözaltı Tazminatı Davası Açılmasına Engel Değil ( CMK 144-1-a )

Yargıtay CMK 144/1-a yürürlükten kalkması nedeniyle mahsubun tazminata engel olmayacağı ancak mahsup edilenlerle mahsup edilmeyenler arasında dengenin gözetilmesi gerektiği belirtmiştir.


Davacı … için gözaltı süresine ilişkin tazminat talebinde bulunulmadığı, tazminat talebinin davacının tutuklu kaldığı süreye ilişkin olduğu ve temyiz incelemesi sırasında Dairemizce Uyap sistemi üzerinden yapılan incelemede, davacının gözaltında ve tutuklu kaldığı sürelerin Şarkikaraağaç Asliye Ceza Mahkemesinin 02.04.2014 tarih, 2014/43 D.iş sayılı kararıyla aynı mahkemenin 2008/76 Esas – 2009/27 Karar sayılı ceza dava dosyasında mahkum olduğu 2 yıl 1 ay hapis cezasından mahsubuna karar verildiği anlaşıldığından, CMK’nın 144/1-a maddesinin yürürlükten kaldırılması nedeniyle mahsup tazminata engel oluşturmayacak ise de, haklarında mahsup işlemi yapılmayan kişilerle tutukluluğu başka mahkumiyetinden mahsup edilenler arasındaki dengenin, hak ve nesafetin sağlanması gerektiği göz önünde bulundurularak davacı lehine makul bir maddi ve manevi tazminata hükmolunması gerekirken, yazılı şekilde fazla maddi ve manevi tazminata hükmolunması bozma sebebi yapılmıştır. (Yargıtay 12. Ceza Dairesi - 2017/3262 Esas, 2017/6024 Karar).


Her ne kadar CMK’nın 144/1-a maddesinin yürürlükten kaldırılması nedeniyle mahsup tazminata engel oluşturmayacak ise de, mahsup edilen sürenin hükmolunacak tazminat miktarının tayininde dikkate alınması gerektiği nazara alındığında, davacının tutukluluk süresinin diğer bir hükümlülüğünden mahsup edilip edilmediği, mahsup edilmiş ise ne kadarının mahsup edildiği araştırılarak sonucuna göre karar verilmesi gerektiği gözetilmeden, eksik inceleme ve araştırma ile yazılı şekilde karar verilmesi gerektiği (Y.12. Ceza Dairesi 2016/2284 2017/6035).


Tazminat İsteyemeyecek Kişiler Kimlerdir? (CMK 144/1-E)

Dairemizce benimsenen Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 12.05.2015 tarih, 2013/531 Esas - 2015/157 sayılı kararında da belirtildiği üzere 5271 sayılı CMK’nın “Tazminat isteyemeyecek kişiler” başlıklı 144/1-e. maddesinde “Adlî makamlar huzurunda gerçek dışı beyanla suç işlediğini veya suça katıldığını bildirerek gözaltına alınmasına veya tutuklanmasına neden olanlar” hükmüne yer verilmiş, madde gerekçesinde “Adli makamlar huzurunda gerçek dışı beyanla suçu işlediğini veya suça katıldığını ifade ederek gözaltı veya tutuklamaya neden olmuş ise tazminat istemeye hak kazanmayacaktır.” açıklamasında bulunulmuştur. Buna göre, bir suç isnadıyla hakkında soruşturma veya kovuşturma yapılan kişi adli makamlar huzurunda gerçek dışı beyanla suç işlediğini veya suça katıldığını beyan ederek şahsi kusuru ile gözaltına alınmasına veya tutuklanmasına neden olmuşsa artık bu kişi tazminat talebinde bulunamayacaktır. Bu kapsamda tazminat talebinin dayanağı olan ceza dava dosyası celp edilerek davacının (sanığın) soruşturma ve kovuşturma aşamalarındaki tüm beyanları incelenip Yargıtay denetimine olanak verecek şekilde aslı ya da onaylı örnekleri de dosya içine alınarak davacının tazminat talep etme hakkının bulunup bulunmadığının tespit edilmesi gerektiğinin dikkate alınmaması bozma nedenidir. (Y. 12. Ceza Dairesi, 2016/2284 Esas, 2017/6035 Karar).


Koruma Tedbirleriyle İlgili Mükerrer Tazminat Davası Açılması

Dairemizce yapılan temyiz incelemeleri sırasında aynı konu ve haksız tutuklama nedenine dayalı olarak birden fazla davanın açıldığının tespit edildiğinin anlaşılması karşısında; hazine zararına yol açan mükerrer davalara ilişkin ödemelerin önlenmesinin temini ve kamu kaynaklarının etkili, verimli ve hukuka uygun kullanılması bakımından, aynı konu ve haksız tutuklama nedenine dayalı açılmış dava olup olmadığının ilgili birimlerden sorulup, Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) üzerinden de araştırılarak tespit edilmesi gerektiğinin gözetilmemesi bozma nedeni sayılmıştır. (Yargıtay 12. Ceza Dairesi - 2016/2284 Esas, 2017/6035 karar).


Haksız Koruma Tedbirleriyle İlgili Maddi ve Manevi Tazminat Davasının Süresinde Açılıp Açılmadığı

Tazminat talebinin dayanağı olan Boyabat Ağır Ceza Mahkemesinin 07.05.2014 tarih, 2011/13 Esas – 2014/25 sayılı kararının incelenmesinde, davacı (sanık) hakkında örgüt faaliyeti çerçevesinde uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan cezalandırılması istemiyle kamu davası açıldığı, Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesinin 2008/337 Esas – 2010/212 sayılı kararı ile suçun örgüt faaliyeti çerçevesinde işlendiği sabit olmadığından bahisle uyuşturucu madde ticareti yapma amacıyla kurulan suç örgütüne üye olma suçundan beraat kararı verildiği, uyuşturucu madde ticareti yapma suçu yönünden ise dosyanın tefrik edilerek 25.11.2010 tarih, 2010/154 Esas – 2010/229 sayılı karar ile bu suç yönünden görevsizlik kararı verildiği ve dosyanın Boyabat Ağır Ceza Mahkemesine gönderildiği, neticede davacı (sanık) hakkında Boyabat Ağır Ceza Mahkemesinin 07.05.2014 tarih, 2011/13 Esas – 2014/25 sayılı kararı ile üzerine atılı uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan beraatine karar verildiğinin anlaşılması karşısında, davacının tazminat talep etme hakkının bulunup bulunmadığı ve davanın süresinde açılıp açılmadığının tespiti bakımından davacı ile ilgili tutuklama ve tahliyeye ilişkin müzekkere ve belgelerin Yargıtay denetimine olanak verecek şekilde aslı ya da onaylı örnekleri dosya içine alınarak, davacının hangi suç ya da suçlardan tutuklandığı ve Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesinin 2008/337 Esas – 2010/212 sayılı kararının kesinleşip kesinleşmediği, kesinleşmiş olması halinde kesinleşme tarihi tespit edilerek sonucuna göre karar verilmesi gerektiği gözetilmeden, eksik inceleme ve araştırma ile yazılı şekilde karar verilmesi hukuka aykırıdır ( Yargıtay 12. Ceza Dairesi 2016/2284 esas, 2017/6035 karar).


5271 sayılı CMK’nın 142/1. maddesi uyarınca, 3 aylık sürenin kesinleşen beraat kararının davacıya tebliği tarihinden itibaren başlayacağı hususu dikkate alınarak, kesinleşmiş beraat kararının davacıya tebliğ edilip edilmediği, bu kapsamda davanın süresinde açılıp açılmadığının araştırılması gerektiği gözetilmeden, yargılamaya devamla yazılı şekilde hüküm tesis edilmesi bozma sebebidir. (Yargıtay 12. Ceza Dairesi 2016/3551 Esas, 2017/5755 Karar).


Davacı hakkında yasadışı PKK terör örgütü üyesi olma ve kasten öldürme suçundan Diyarbakır 1 Nolu Sıkıyönetim Mahkemesinde açılan davada yapılan yargılama sonunda, aynı mahkemenin 09/07/1986 tarih 1985/133-1986/272 sayılı kararıyla davacının beraatine karar verildiği, hükmün temyizi üzerine Askeri Yargıtay 3. Dairesinin 03/11/1987 tarihli ilamı ile bozularak aynı mahkemenin 1987/255 esasına kaydedildiği, devam eden yargılamada, Sıkıyönetim Komutanlığı Askeri Mahkemelerinin görevlerinin sona erdirilmesiyle dosyanın Diyarbakır 1. Ağır Ceza Mahkemesine devredildiği, yargılamanın 1994/60 esas sayılı dosya üzerinden devam ettiği, dosyanın en son 2007/431 esasından işlem görüp, 20/11/2007 tarihinde, “askeri mahkemece adı geçenlerin bulunamaması nedeniyle haklarındaki evrakın tefrikine karar verilmiş ve bu sanıklarla ilgili dosyanın mahkememize geliş kaydına rastlanılmadığı, ancak sehven bu sanıkların isimlerinin esasa kaydedildiği” vurgulanarak, davacının da arasında bulunduğu bir kısım sanıklar hakkında karar verilmesine yer olmadığına dair hüküm tesis edildiği görülmekle; kasten öldürme ve PKK terör örgütü üyesi olmak suçlarında hakkında iddianame düzenlenmiş olmasına ve bu suçlardan 31/03/1981-04/04/1986 tarihleri arasında tutuklu kalmış olmasına karşın, davacı hakkında kurulan “karar verilmesine yer olmadığına” dair hükmün, davayı sona erdiren bir karar niteliğinde bulunmadığı, bu kapsamda, üzerine atılı suçlara ilişkin tazminat davasına esas olayla ilgili olarak davacı hakkında ne şekilde hüküm tesis edilip, bu hükmün kesinleşip kesinleşmediği araştırılıp, davanın süresinde açılıp açılmadığı ve tazminat şartlarının oluşup oluşmadığı şüpheye yer bırakmayacak şekilde tespit edilmeden, eksik soruşturmaya dayanılarak yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesi bozma nedenidir. (Yargıtay 12. Ceza Dairesi, 2015/11469 E., 2017/5766 karar )


Tutuklulukta Geçen İnfaz Süreleri Cezaevinden Sorulmalıdır

Yerel mahkemede yargılama yapılırken davacının infaz sürelerinin tam, eksiksiz ve hangi suçtan yattığının ortaya konulması gerekir, aksi halde Yargıtay bu hususun bozma sebebi sayılacağını belirtmiştir:


Davacı hakkında düzenlenen tutuklama müzekkeresinin infaz edilip edilmediği, infaz edilmiş olması halinde, infaz tarihlerinin ceza infaz kurumundan sorulması suretiyle infaz edilen sürenin tereddüde mahal vermeyecek şekilde tespit edilmesi gerektiğinin nazara alınmaması bozma sebebi yapılmıştır. (Y. 12. C.D. 2016/2284 esas, 2017/6035 karar)

Koruma Tedbirleri Nedeniyle Tazminat Davasında Faiz Başlangıç Tarihi

Faizin başlangıç tarihi, davacının gözaltına alındığı tarih olup dava dilekçesinde bu tarihten itibaren faiz talep edilmelidir.


Dava dilekçesinde maddi ve manevi tazminat için faiz talep edilmemiş olmasına karşın, 25/12/2012 tarihinde sunulan dilekçede, haksız tutuklama tarihinden itibaren faiz talep edildiğinin anlaşılması karşısında, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunun 177/2 maddesi gereğince, davacı tarafın bu talebinin davalı tarafa bildirilmesi gerektiği gözetilmeksizin, yargılamaya devamla yazılı şekilde hüküm tesis edilmesi hukuka aykırıdır (Yargıtay 12. Ceza dairesi, 2016/3551 Esas, 2017/5755 Karar )


Vekalet Ücreti Maddi Tazminat Kapsamında mıdır?

Tazminat davasının dayanağı olan İstanbul Anadolu 4. Ağır Ceza Mahkemesinin, 2014/188 Esas - 2015/143 Karar sayılı dosyasına ilişkin davacı tarafından sunulan, beraat hükmünün verildiği 31.03.2015 tarihinden sonraki bir tarihte düzenlenen ve avukatlık ücreti olarak ödendiği iddia edilen 01/04/2015 tarihli 4.279,77 TL ve 06/04/2015 tarihli 4.279,77 TL bedelli ödeme makbuzları üzerindeki miktarların maddi tazminat kapsamında hüküm altına alınamayacağı, yine ödeme makbuzlarına dayalı vekalet ücreti olarak maddi tazminat kapsamına dahil edilen miktardan, davacının beraat etmiş olması sebebiyle kendisine ödenen vekalet ücretinin çıkartılması gerektiği hususunun gözetilmemesi, bozma nedenidir (Yargıtay 12. Ceza Dairesi - Karar No: 2018/9642).


29/05/1957 tarih ve 4-16 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında belirtildiği üzere, ait olduğu davada hüküm altına alınması gereken vekalet ücreti, yargılama giderleri kapsamında olup bu hak asıl davadan bağımsız olarak dava konusu yapılamayacağından ceza davasında ödenmeyen vekalet ücretinin, maddi tazminat kapsamına dahil edilemeyeceği ancak, beraat kararı ile birlikte ödenen veya ödenmesi gereken miktardan daha fazla vekalet ücreti ödenmesi halinde, fazlaya ilişkin bu bedelin davacıya maddi tazminat kapsamında ödenmesi gerektiği, böyle bir durumda da avukata ödenen paranın serbest meslek makbuzu veya geçerli bir belge ile ispatlanıp, ödemenin hüküm tarihinden önce yapılması gerektiğinin araştırılmaması, bozma nedenidir (Yargıtay 12. Ceza Dairesi - Karar No:2018/9327).



 

Avukat Gökhan Sarı Hukuk Bürosu

Hukuki sorunlarınıza dair her türlü görüş, yorum ve sorularınızı sitemiz üzerinde bulunan Whatsapp iletişim butonunu kullanarak bize yöneltebilirsiniz.

 




121 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör